Öylesine burnumda tütüyor

Bir O403'ün önünde elinde şemsiyesi ile beklerken çok da farklı bir gün olacağını planlamıyordum. Altı üstü bir kahve içerdik belki, sonrasında iki-turlar, arkasından bir daha ne zaman görüşeceğimizi bile bilemeden vedalaşır gideriz.

Öylesine tatlı, öylesine sakin, bir o kadar deli dolu, hafifçe hafif-meşrep, kırılgan, dalgın, olgun ve yorgun bir adamdı. Gözlerinin içi bazen gülerken diğer taraftan hiç beklenmeyen bir zamanda parlayıveriyordu. Hele, Moda'da tramvayın önünda bir kaç poz fotoğrafını çekerken çocuklar gibi şen...

Ben hiç Kadıköy'de bulunmamıştım; elbette ki Beşiktaş-Kadıköy-Karaköy hattını bir boğaz turu şeklinde kullanmışlığım vardı ama etraflıca bilmezdim. Akman Pasajı'nın küf kokan raflarını, her birine girip çıktığımız kırtasiyelerde aradığımız kırmızı kaplı ajanda (birisinin üstünden girip altından çıkmışlığımız bile var), eski moda Moda tramvayı, yeni moda Kadıköy gençleri içindeki yaşlı gibi duran ikimiz...

İçtiğimiz Tchibo'nun tadı bile farklı; konuşacak o kadar çok şey varken; seyredilecek o kadar çok film, dinlenecek bir o kadar fazla müzik ve tadılacak sayısız heyecan...

Senin sohbetin öylesine burnumda tütüyor, öylesine hevesle hatırlıyorum; en kısa zamanda yenileyeceğimiz günü iple çekiyorum.
Seni iyi ki tanıyorum.

4 yorum:

  1. kremkaramelden bahsettin zaar:))

    YanıtlaSil
  2. hava sıcak gezemem
    sıcak kahve içemem
    geleceksen gel ama
    buzlu çarşaf kap getir:P

    heey çarşaf sadece bana, aman yanlış anlaşılmasın:D

    YanıtlaSil
  3. o zaman üzerimize rahat birşeyler alıp bir çay bahçesinde efil-efil gazozumuzu içeriz :P

    YanıtlaSil