Altın Portakal Film Festivali ve Hülya Avşar

 
Öyle aman aman bir ödül töreni takip ederliğim yoktur televizyon karşısında. Dünyada pek çok insan gerek Oskar ödülleri olsun gerek Emmy, bazen de Brit; televizyon karşısında iki ünlü görmek için helak olurken ben osura ossura uyurum yada o arada başka birşey izlerim filan...

Geçen akşam, yani cumartesi günü de benzer bir durumdaydım. Akşam çıkışında sevgilim ile buluşup birşeyler içecektik, sonra ben eve o da kendi evine gidecekti. Planlarda değişiklik yapıp onlara gitmeye karar verdik.

Eve vardığımızda annesi Hülya Avşar'ın jüri başkanlığını yaptığı Antalya Altınportakal Film Festivali'nin kapanış törenini izliyordu. Biz de biraz onu izlemeye başladık.

Evet, biliyoruz ki Türkiye'de organizasyon yapma becerisini gösteren çok kısıtlı sayıda insan, kurum ve şirket var. Organizasyonların temel amaçlarını, hedeflerini ve gerekçelerini bilmiyorlar ve yıllardır da inatla öğrenmek istemiyorlar. Mesela Madonna yada JLo geliyor ülkemize, ama bizimkiler hala bu tür organizasyonların 'o'sundan haberdar değiller. Kaldı ki başında 'uluslararası' özelliği bulunan bir festivalin organizasyonunun daha başarılı olmasını beklerdim.

Bir kere, Ali Sunal'ın festival sunuculuğundaki başarısızlığına dem vurmadan edemeyeceğim. Adamda ne bir jest vardı, ne mimik; ne beden dili... Arkasında duran robotlar gibi sadece isim okuyor, sahneye davet ediyor sonra sanki bir düğündeki piyanist şantör gibi arka arkaya isimleri tekrar ederek arkasından atlı kovalıyor gibi program sunuyor. Madem Ali Sunal'ın bir yerlere acelesi var, başka birisine sundurulsaymış bu festival?
İkinci konu şu; bu insanların aceleleri ne? Ödül töreni takip etmiyorum diye ödül töreninin nasıl yürüdüğünü bilmiyor değilim elbette ki. Altın Portakal'daki süreç şöyleydi: Ali Sunal sahneden anons ediyor, ödülü verecek olan iki kişi sahneye çıkıyor, aralarında bir kargaşa; hangisi metnin neresini okuyacağını bilmiyor, kargaşa, kaos; okunuyor, ödülü alacak olan kişi geliyor, lafı ağzına tıkar gibi iki kelime ettiriliyor sonra hadi yallah, karga tulumba sahneden atılıyor.

Abi var mı böyle birşey ya?
Bir kere eğer film tabanlı bir yarışma yapıyorsan tüm oyuncuların oynadıkları filmlerde aldıkları rolü anlatan bir kesit yaptıracaksın filmden. Kategori ödüllerini verirken maksimum sürede belirleyeceğin bu mikro filmler dönecek, insanlar heyecanlanacak, ümitlenecek düştü mü de tam düşecek. Madem yüzünüzü batıya götünüzü doğuya döndünüz, tam örnek alsanıza?

Diğer bir konu Hülya Avşar'ın jüri başkanlığı ile ilgili.
Kadın yeri geliyor ses yarışmasında seçiyor, yeri geliyor yetenek yarışmasında eliyor, film seçiyor; kafasına göre filmleri festivalden attırmaya çalışıyor. Gerekçesi ile yine kahrolası 'ahlak' anlayışı! İnsan bu kadar şeyi yapabilecek yetenekte mi, yetkinlikte mi diye sormadan edemiyorum işin aslı. Ses desen ses yok kadında, yetenek desen sinematografisi ortada... Şişirilen bir balon aslında şu aralar.

Düşünün bir kere; Banu Alkan'larla, Oya Aydoğan'larla, Serpil Çakmaklı'yla, Ahu Tuba'larla bir olup da hala ekranlarda boy boy fotoğraf veren kim var ki başka? Kadın kendisini pazarlamayı iyi biliyor, gerçek olan tek şey de bu.

0 yorum:

Yorum Gönder