İlkokul anıları #1: Gözde ve Esen'in küçük Zeynep ile olan düellosu

Hepimizin ilkokuldan kalma garip ama bir o kadar da gerçek anıları vardır. Zaman zaman uyumadan hemen önce, zaman zaman eski okulun muhitinden geçerken olsun, bunlar birden bire hortlayıp geliveren belirsiz sanrılar olarak karşımızda dururlar.

İlkokula yeni başladığım dönemlerdi. Henüz betondan ve yüksek katlı okulların pek yaygın olmadığı zamanlardı. Barakanın tekinde ders yapıyorduk. Kokoş bir ilkokul öğretmenimiz vardı, her gün takar takıştırır öyle gelirdi. Kırmızı bir Toyota Corolla otomobili vardı, her gün yollarda mal gibi onu beklerdik filan.

O zamanları herkes neredeyse unutmaz, sınıfta bir şekilde sarsak bir popülerite kazanan sürtükler olur; Gözde ve Esen, onlar birleşir ve herkes onlarla arkadaş olmaya, gruplarına girip onların etrafındaki ekmek kırıntıları (xCoach filan) olmaya özen gösterir. Birlikte gezmeler, birlikte kantinden birşeyler yemeler, Gözde'nin kabı hala aynı olan Browni paketini yaklaşık yarım günde anca bitirmesi ve bir türlü bitmeyen küçük süt kartonunun çeyrek miktarını ders çıkışınca çöpe atması... Yetmezmiş gibi o üstünde semirmiş yeşil bir inek bulunan Pınar süt kutusunun okulda düzenlenen herhangi ahmak bir doğum günü partisinde mutlaka fotoğrafa girmesi... Esen'in her birisi birbirinden güzel ve süslü tokalarla okula gelmesi, belinin üstüne çektiği eteği ile o günden bir kaltak olacağının belli olması... Kabus çöktü yeminle.

...

Bir tarafta lüks, sefahat ve gösteriş içinde süren bir hayat varken - evet, o yaşlarda bile bu durum mevcut; kaldı ki hala var, öbür tarafta sırtına giyebilecek paltosu bile olmayan, evden getirdiği kuru ekmekle suyu beslenme saatinde yemeye gayret eden küçük Zeynep...

Acımasız zamanlardı. Mevsimi tam hatırlamıyorum ama mevsim dönüşlerinden birisiydi. Gözde kaltağının üstündeki kırmızı montu hatırlıyorum. Esen'in üzerinde de pembe ve pofuduk olanlardan vardı. Sınıfa girdiler beslenme saati denilen teneffüste. Herkes beslenmelerini açtı, yiyor filan. Küçük Zeynep'de evinden anca getirebildiği bazlama arasındaki ekmeğini yemeye çalışıyor. Bir süre sonra yiyemeyeceğini anlıyor ki onu çocukluğun verdiği bilinçle çöpe atıveriyor. Dakikasına Gözde ve Esen denilen sürtükler kızın başına dikiliyor;

zaten bulamıyorsunuz, bir de çöpe mi atıyorsun?

Arkalarından derin bir sadakat ve destek duygusu ile 'æveet' diyen bir xCoach.

Zeynep'in gözündeki şeyin çaresizlik, yoksulluk ve biraz da utanç olduğunu aynı şeyler başıma geldiğinde anladım. Küçük Zeynep'e veya ailesine 'bulduramayan' şeyin ne olduğu konusunda en ufak bir fikrim bile yoktu o zaman. O zaman, herkesi kendim, etrafımdaki bazı insanlar, Gözde kaltağı ve Esen sürtüğü gibi sanıyordum. Çevremizde olanlardan daha farklı bir hayatın varlığından haberdar değildim. Gözde'nin o lafı, o bayat çemkirişi, o tepeden bakıp görmüş geçirmiş ve Küçük Zeynep'e ders verircesine sarf ettiği ucuz sözler... Esen'in elleri belinde, Gözde'nin yanında ve ona hak verircesine kafasını sağa sola sallayışı ve o bayağı tokalarının Zeynep'in gözüne sokarcasına parıldaması...

Allah belamızı versinmiş lan.

Zeynep, bu laflardan ve basit çocuk eziciliği karşısında çöpe attığı ekmeğini geri aldı ve boncuk gibi gözlerinden yaşlar yuvarlana yuvarlana, bizim gözümüze baka baka yedi. Biz büyüklük ettiğimizi sandık. Ekmek çöpe atılmazdı ya hani, aklımız sıra Zeynep'i günaha girmekten kurtardık. Kendi girdiklerimizi unuttuk ama. Kızda travma yarattı mı bu acaba?

Zeynep'e geç kalmış bir özür borcum var sanırım.

2 yorum:

  1. o zamandan belliymiş nasıl bir çirkef olacağın

    YanıtlaSil
  2. ucuzluğum belli diilmiş ama, di mi?

    YanıtlaSil