Tatil içinde tatil - 1: Ölü adamın turmalin rengi denizi

Bu tatil, pek çok ilki de aynı anda yaşama lüksüne eriştiğim nadir zamanlardan birisiydi. Pom'la tatile çıkmak bile içten içe son derece keyif yüklü ve her yönden (damaksal, zihinsel, bedensel ve ruhsal) orgazmı vaad ederken daha önce tatmadığım zevkleri tadacak olmak da bana bireysel hayat döngüm içindeki nadir seksüel kabarcıkları andırıyordu.

Bodrum'dan Fethiye'ye gitmek için yegane aracın küçük, sevimsiz, klimasız ve külüstür dolmuşlar olduğu fikrini kafamdan atmam için sanırım yeniden bir işe girmem ve para kazanmaya başlamam gerekiyor...

Pom'la birlikte Bodrum'dan kiralık bir otomobille çevirdiğimizde saat tam olarak 09.04'ü gösteriyordu. Yatağan üzerinden Muğla ve Gökova'ya kadar olan yolculuğumuzda bize eşlik eden beyaz ve sevimli Hyundai Accent Era'mız, yol boyunca bir türlü çalıştıramadığımız enteresan radyosu ile taktirimizi kazanmaktan uzak sayılırdı. Bodrum ile Gökova arasındaki yoldan biraz bahsetmek gerekirse eğer, göreceğiniz yegane şey yeşil, yeşil ve yeniden yeşil. Ne demiş Zeki Müren; iyi ki Türküz ve Türkiye'de yaşıyoruz. Çünkü yeşilin tadı, kokusu ve dokusu farklı.

Gökova'ya inen ve trajedik çığlıklar atmamıza neden olan yokuşun yarısındaki elit seyir terasında arabayı artık benim almamın vakti gelmişti. Tıpkı benzer Akdeniz - Ege kırması kasabalarda bulunmak gibi şehirler arası yolda araba kullanma deneyimim de bu tatil yaşadıklarımın içinde küçük ve sevimli bir orgazm kabarcığı gibi kendisini gösterecekti.

Gerçi bunu Pom'da fark etti, bir süre araba sürmenin keyfini yaşamak uğruna şehirler arası yolda 80'le filan gittim. Uzun zamandan sonra direksiyondaydım ve bu keyfi olabildiğince uzun tutmanın derdindeydim. Köyceğiz'i filan turladık içeriden sonra Fethiye'ye doğru sürmeye devam ettim. Yoldaki Göcek tüneline girmek yerine eski yoldan gitmeye çalışmak ise benim beklemediğim kadar maceracı ve sarkastik bir deneyimdi. Virajlar, tırmanışlar ve herşeye rağmen yemyeşil bir doğa ile başbaşaydık. Pom gerçi biraz bayılır gibi oldu. Oskijen çarptı kocamı.

Fethiye'ye gittiğimizde kalacağımız yeri de ayarlamak istedik elbette ki. Pastoral bir genel ev odası gibi olan otele bir duş aldık diye 20TL atıp kaçarcasına çıkışımızı şurada yazmıştım zaten.

Birleşik Krallık'ta, eltim Elizabeth'in himayesinde yaşayan E&A çifti ile fiziki olarak daha önce hiç tanışmamıştım. İlk buluşma anımızın sıcaktan kavrulmuş dudaklar ve güneşten yatmaktan esmerleşmiş bir tenle olması büyük bir ironi gibiydi. Çok sıcak karşılandık, çok keyifli bir tanışma anıydı. Sonuçta Türkiye'deki homoseksüellerin tavır, davranış ve yaklaşımlarını az çok biliyoruz artık. Soğuk bir kaç nevale ile de karşılaşabilirdik fakat iki sıcak Akdenizli tarafından el üstünde tutulmaz güzel bir deneyimdi.

Yalnız, Topak'ı Haydarpaşa'nın merdivenlerinde serçe parmağımı beline iki kez dolayabileceğim bir lubunyayla gördüğümden beri onlarca yüz yıl geçmiş. Kendini toplamış, kafası netleşmiş ve işlerini yoluna koymuş. Biz gittiğimizde vücut kıllarından hangi epilasyoncuda arınması gerektiğine karar vermeye çalışıyordu.



Kambursinek, İlyaz Enişte, Topak, Topak'ın arkadaşı Robocub, E&A çifti ve 438, kimimiz arabaya doluşarak kimimiz de dolmuşları kullanarak Ölüdeniz'in yolunu tuttuk.

Geçen sene Bodrum'u ilk kez gördüğümde de aynı tepkiyi vermiştim, abi ben şimdiye dek asla denize girmemişim. Berrak ve davetkar sular, Erdek'in yeşile çalan yosunlu suların havada karada ... Koyun en uzak köşesindeki lokasyona yerleştik ve ayı komünü kendisini denize bıraktı. Su turmalin rengiydi, dibi irili ufaklı çakıl taşlarıyla dolu ve taşların arasında da envayi çeşit, irili ufaklı balıklar! Yüce tanrım. Biraz mayosuz filan yüzdük Pom'la, yeni oyuncağı GoPro'su ile su altı videoları çektik, toplu fotoğraflara imza attık.

Otelden kaçmayı başardıktan sonra eve geri döndüğümüzde İlyaz Enişte deniz börülcelerini haşlıyordu. E&A çiftinin A'sı damaksal orgazmın bir adım daha yukarısı olan damak çatlatan bir salata yapmıştı. İçinde milyon tane baskın tat vardı (438) ve hepsi bir araya gelince kendinizi parmaklamak istiyordunuz. Bunun yanında Yunan usulü cacık, değişik formatta pişirilmiş tavuk parçaları ve çok daha fazlası (alkol filan).

Yatma vakti geldiğinde hepimizin yüzünde garip bir mutluluk, ertesi güne dair meraklı bir bakış ve çok daha fazlası vardı.

0 yorum:

Yorum Gönder