O adamı yine sevebilir miydin?

Cumartesi günümü kendime ayırdım. Göl kenarındaki kafelerin birisine gidip gazetemi açtım, müzik çalarımı kulağıma taktım ve cep telefonumun sesini kısıp temiz hava aldım. Hava da yarım yamalak güneşliydi, bazen de güneş gözlüğümün altından gelip geçen balık etli ve şekerpareli erkeklere baktım filan.

Gazetenin özene bezene hazırlanmış magazin sayfalarında 'popçu' kızlarımızdan birisinin röportajı dikkatimi çekti. Zaman zaman böyle röportajları okuyup bu aralar kendi kendime soracağım sorularla katık etmek için saklıyorum. Herşey iyi, güzel. Kızımız yeni bir 'single' patlatmış, gitgide daralan müzikal dünyanın içindeki geniş bir alanı işgal ettiğini sanmanın keyfini sürüyor kendince. Bir dişilik, bir farkındalık...

Talep edilmenin ve  ilgi görmenin şımarıklığı üstünde. Pek belli etmese de, dünyayı ben yarattım havalarında. Böyle çok var, genel olarak görmezden geliyorum / geliyoruz.

Fakat röportajın içindeki bir metin, kızımızın daha önce söylediği güçlü, kendine ekonomik ve manevi anlamda yeten imajı ile çelişiyor gibi geldi bana.

Röportajın o kısmını aynen alıntıladım:
Tek taşın hiç bir önemi yok. Sevdiğim adam yanımda olsun yeter.
Bu cümlede aslında sorgulamak gereken pek çok detay var.

Madem tek taşın senin için hiç bir önemi yok, o halde neden parmağında ve fotoğraflarında yüzüğün takılı olduğu parmak adeta gözümüze giriyor? Yüzüğün takılı olduğu kol sandalyenin arasındaki dayanağa adeta çivilenmiş, serçe parmak havada ve taş adeta 'buradayım' diyor.

Neyse, görmemişliğin bu boyutuyla ait olmanın dayanılmaz hafifliğini bir kenara bırakalım.

Peki 'sevdiğin adam' sana kuru ekmekle soğan yemeyi vaadetse, sana bırak tek taş almayı yaşamını sürdürmek için hiç birşey vaadetmese; acaba onu yine seviyor olur musun? 'Konser' dediğin ve anca 250 - 300 kişiye şarkı söylediğin / kaldı ki yarısı da tesadüfen orada olabilir, mekanlarda birisi karşına çıkıp gözlerinin içine baksa ve gerçekten ona aşık olsan, ama adamın beş parası olmasa, o gece bile yanındaki bir başka arkadaşının ısmarladığı içkiyi içiyor olsa? Yine sevebilir miydin o adamı yoksa hayranlarımla duygusal ilişki yaşamıorm der miydin?

İlginç bir ruh halinin sınırlarında bir yerlerde duruyor bu tür ön - sanatçılar aslında. Böyle diyorum çünkü parasını bastırıp yapıyor yapacağı işi; işi yaparken ona yol gösterebilecek olanlarla gösterenler pek umrunda değil; sanatımı bildiğim gibi yapacağım diye diretiyor fakat ortada sanat adına yalnızca çirkin bir nû tablo var filan. Neyse, bunu başka zaman konuşuruz.

Dürüstlük önemli; karşındakilere karşı da kendine karşı da. Fakat bence, kendine dürüst olmak, karşısındakine dürüst olmaktan çok daha önemli ve kazanılması zor bir meziyet.

 Bir de unutmadan, şarkı vasatın altında.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Hamam, peştemalli ahlak bekçileri ve herşeye rağmen iş tutan lateks gaylar

İzmir'deki şer yuvası: Kemeraltı coğrafyası

Dostluk anlayışınızın içine tükürme zamanı.