Şehirde var olmak için artık fiziksel olarak savaşmak mı gerekecek?


Ben bir taraftan da, kendini halkın bir parçası olarak tanımlayan insanların kendilerine yapılmasından rahatsız oldukları şeyleri başkalarına yapıyor olmalarını, kendilerini konumlandırdıkları yerden karşı tarafa ne kadar kolay geçirebildiklerine ve aslında ellerine fırsat geçerse, eleştirdikleri ve karşı çıktıkları şeyleri bir gün kendilerinin de kolaylıkla gerçekleştirme potansiyellerinin varlığını düşünüyorum.

Mesela insanlar, açık havadaki yaşam alanlarının kapitalist çıkarlar doğrultusunda yalnızca parası olanın faydalanması için 'özelleştirildiğinden' ve yakındıkları Galata Kulesi ve çevresini geçtiğimiz günlerde gerçekleşen Trans Pride İstanbul 2014 yürüyüşünden sonra maddi zarar verdiler. Abi, istila denince aklınıza direk bu mu geldi demedim değil internetteki haberleri okuyunca. Şehirdeki herhangi bir lokasyondan faydalanma hakkını savunmak ve bu hakkı geri istemek için illa gidip mekanı dağıtmak ve zarar vermek mi gerekiyor? Bunun da ötesinde, konuşmayı, direnmeyi yada ona benzer bir çok pasif davranışı bırakıp artık savaşma evresine mi geldik, şehirde fiziksel bir savaş vererek mi var olacağız?

Daha önce yapılmış olan etkinlikleri ise beğeni ile takip etmiştim, piknikler olsun, takas pazarları olsun; bütün bunlar halk olarak yeniden kaynaşmamıza imkan tanıyan önemli olaylardı. 'Şehir bizim ve bizim kalacak' demenin gayette demokratik, adil ve kuşkuya yada kaygıya yer bırakmayacan şık davranışlardı fakat en sonuncu olay hiç yakışık alır bir yaklaşım değildi, açık söylemek gerekirse eğer.

Ne oldu şimdi? Faşistliğinden dem vurulan kuvvetlerden ne gibi bir farkınız kaldığını düşünüyorsunuz?

Bununla birlikte, bir taraftan da bu eylemin Trans Pride gibi göz önünde olan, kolluk kuvvetlerince sürekli izlenen ve minicik bir kıvılcımla koca bir yangına dönüşebilecek bir şehir etkinliğinden sonra gerçekleşmesi de kişisel olarak yakaladığım en büyük ayıplardan birisi.

Düşünün bir kere, hali hazırda şehirde zaten bir çok haktan hukuksal yollar kullanılarak yoksun bırakılmış / bırakılmak istenilen bir şekilde yaşamaya ve bütün olumsuzluklara rağmen sesini olabildiğince çok duyurmaya çalışıyorsun, belki de içinde bulunduğun topluma dair önemli bir gösterisinden sonra gidip Galata'daki kafeteryanın masalarını yerlerde yuvarlayıp sandalyelerinin üzerinde dans ediyorsun sonunda da bütün bunların ardından haklı çıkmayı bekliyorsun. Bunu orada var olan on binlerce kişi için söylemiyorum, Galata'ya gidip orada savurganlık yapanlardan bahsediyorum. Ayrıca savunduğumdan yada inatla 'aileleştirilmeye' çalışılan şehirde yaşamaktan hoşnut olduğumdan değil, fakat haklarımızın çiğnendiğini düşünürken bir başkasının hakkını da çiğnememek gerekiyor. Empati yapabilmeyi başarmak, bu işteki en önemli başarılardan birisi bence.

Üzgünüm, bu durum, benim gözümde Mis Sokak'taki yada Cezayir Sokağı'ndaki masalara müdahale edip Nevizade'deki alkollü mekanların ruhsatlarını yenilememekle tehdit  eden zabıtanın davranışından pek de farklı bir eylemmiş gibi durmuyor. Aradaki tek fark, birisini yerelleştirilmiş bir devlet destekli organın yapıyor oluşu, ötekini halk kesiminden bir grup insanın gerçekleştiriyor oluşu. Rahatsız olduğumuz şeyi, kendi elimizle yapıyor oluşumuzun bize pek birşey katmayacağını düşünüyorum.

İnsanlarınsa düşünmelerini ve düşüncelerini uygulamaya koymalarını beklediğim tek şey var,

'beni, benden güçlü olandan ayıran en önemli özellik ne?'

Bu sorunun bendeki yanıtı haklı oluşum, haklarımın yeniyor oluşu, ulaşmam gereken ama ulaşamadığım pek çok şeyin oluşu ve herşeye rağmen haklı oluşum ve haksız duruma düşmemek için çaba sarf edişim.  Bireysel olarak belki şahıs olarak 'ben' kazanamayacağım ama bu duruşum, elbette ileride bir yerlerde kazanacak.

Gezi eylemleri esnasında da zaten bize dayatılan zorbalığa karşı direnmiyor muyduk? Şimdi ne değişti?

Bu yüzden pazar günü biraz daha sakin olmaya, biraz daha rafine edilmiş davranışlar sergilemeye davet ediyorum herkesi.

4 yorum:

  1. Güzel yazı tebrik, katılıyorum bende. Sen sadece "ben" dersen "O" da sadece "ben" deme hakkını kendinde bulur. Ortak bir noktada buluşamazsın. Faşiştlik tam da bu değil midir zaten,

    YanıtlaSil