Kişisel gelişim bloglarını çöpe attım.

İki bir şey kaparım diye yıllardır kişisel gelişim üzerine blog yazan insanları takip ediyorum RSS vasıtasıyla. Bu türden içerikleri üretmek konusunda her zaman kendini yetersiz gördüm ve asla bu alana girişmedim, fakat okuduklarım karşısında bazen yalnızca zaman kaybettiğimi düşünüyorum artık, hatta çoğunlukla.

Kişisel gelişim konusunda yazı yazan bloggerlarda genel olarak bir Avrupai imaj var. Sanırsın ki, hepsi Avrupa'da yüzlerce yıl yaşamış, oranın kültürünü bütünüyle içine sindirmiş, sonra gelip burda kişisel gelişim sıçıyor; abi bildiğin, bir şirketin bordrolama işlerine bakan açık öğretim işletme mezunu, internetten iki üç tane psikolojik davranış videosu izlemiş, yarım yamalak bildiği İngilizcesiyle Youtube'dan TED konferansların filan takip eden tipler olarak görüldüklerinin farkında değiller, kendilerini öylesine ciddiye alıyorlar takım elbiseleriyle, siyah yuvarlak burunlu rugan makosenleriyle (burası ilginç bir detay tabii), siyah döpyes üstüne taktıktları sahte inci kolyeleriyle konbinledikleri iğne topuklu yüzsüz kırmızı stilettolarıyla.

Her türden reklamcının da yaşadığı o önemli, özgüven abidesi ve yaratıcı olmanın kendini diğer insanlardan daha önemliymiş gibi hissettirdiği bomboş bir kılıfın içindeler. Bloglarında onu-öyle-yapma-böyle-yap, takım liderinle iyi geçin, iş vereninle işe girerken pazarlık yap yada iş görüşmesinde karşındakini nasıl etkilersin / kendinden nasıl nefret ettirirsin tarzında, birilerinin blogundan görüp üstüne kendi olmayan fikirlerini koydukları yazılar yazıyorlar. Yaratıcılık sıfır, esinlenme on. Türkiye'de kaç kişi takım çalışmasının ne demek olduğunu biliyor acaba, yada yöneticisiyle tersleştiğinde işten kovulmayacağının garantisini alabiliyor?

Biraz dünyaya inmeleri lazım bu kişisel gelişimcilerin. Zira gelişe gelişe  jüpitere varacaklar, öylesine bir şişkinlik.

Sanırsın ki, hepimiz Google'da yada Facebook'ta iş görüşmesine gidiyoruz da karşımızdaki 'consultant'ın dikkatini dağıtmayacak kıyafetler, parfümler filan tercih edicez. Abi, gidiyosun görüşmeye, neyi anlattığını, geçmişinde ne olduğunu, neyi yapmak istediğini dinlemiyor bile herif, özgeçmişini bile ilk kez senin yanında okuyor, neyin dikkatini dağıtmaması bu? Kaçınız sanki dünyanın en profesyonel insanısınız da işe alacağınız adamı görüşmeye çağırmadan önce iyice araştırıyorsunuz? Kaç taneniz işe gelmeden önce  dar pantolonlarınızdan fışkıran taşak takımlarını gizlemeyi uygun görüyor yada devasa yükseklikteki topuklu toynaklarını evde bırakmayı düşünüyor?

filan.

Kendini senin yerine koyuyormuş gibi yapıp aslında hala karşında, konuşma kürsüsünün arkasında ve Tag Heuer marka çerçevesinin ardından bakıyor sana. Titri ise 'konferans konuşmacısı, topluluk önünde konuşma uzmanı, HR specialist' falan filan. Kendi kendine ürettiği tek kişisel gelişim başarısı, sahte Dexter ayakkabıları içine giydiği yarım soket renkli çorabıyken gelmiş sana ahkâm kesebiliyor. Sinir oldum bak.

Bırakın bu beyaz yakalının günlük iş sorunlarını ve onlarla başa çıkma yollarını. Burada herkes beyaz yakalı olarak çalışmıyor; beden işçilerinin, büro işçilerinin, seks işçilerinin, fahişelerin kamusal alanda yaşadıkları iş sıkıntılarından filan bahsedin biraz da. Ciddi şekilde elinizde tuttuğunuz sterillikten tiksiniyorum bazen.

Örneğin, sosyal medya çalışan insanlarda olması gereken vasıfları sıralıyor bir diğeri mesela, yok sosyal medya alanında isim yapmış önemli isimleri tanıyor olmalı filan falan diye sıkıyor oradan; ayol sosyal medya gurularını tanımıyorum diye bu işi yapamayacak mıyım ben? Kaldı ki belki çok daha da iyi yapıyorumdur. Varsa bütçen, verirsin reklamı, atarsın insanların önüne iki tane promosyon, satın alırsın 'beğen'ileri, 'follow'ları. Yeri gelmişken, dijital işlerde, ortada dolanan tiplerin hiç birinin benden çok daha fazla şey bildiğini düşünmüyorum, çünkü yaptıkları vasatın altındaki iğrençten hallice işler ortada. En çok da kazandıkları o paraların büyüklüğünü dert ediyorum. Bir iş koluyla ilgili yavan, sağlıksız ve düşünmeden yazılmış olan satırlar, o işi yapmaya hazırlanan ve kendini o yönde geliştirmek için yola baş koyan insanların baştan kaybettiğini söylemekle eşdeğer; sen kim oluyorsun da benim geleceğimin sandığım kadar parlak, başarılı ve zinde olmayacağını bana bugünden söyleme cüretinde bulunuyorsun?

Gibi.

Birinin bana neyi yapıp neyi yapmamam gerektiğini söylemesinden nefret ederim mesela (çok sevdiklerim ve değer verdiklerim hariç). Benim kendime göre doğrularımla yanlışlarım vardır ve bunun jüpiterden gönderilen sinyallerle yapılmasını ise asla kabul edemem. Size önerim, eğer okuyorsanız ve takip ediyorsanız, bütün o kişisel gelişim ve insan kaynakları üzerine yazı yazan bloglardan kurtulmanız. Oturup kitap okuyun, gözlem yapın, insanlarla sohbet edin, iş yerinizdeki insanların davranışlarını ve teplilerini inceleyin. Emin olun, o vasat tasarımlı blogların içeriğindeki metinlerin size verdiklerinden çok daha iyisine sahip olacaksınız.

Bir de benden size öneri: artık insanlar, direk olarak onlara belirli durumlarda neler yapılması gerektiğini dikte etmenizden hoşnut değiller. Soft önerilerle yaklaşın onlara, tecrübe ettiklerinizi kesin çizgilerle aktarmayın metinlere, yumuşatın, daha kolay alalım onları içimize (içine almak deyince bir devirdin gözlerini, fark etmedim sanma. Kendine gel. Damarlı dildonla akşam evde oynarsın). Evirip çevirip kendimize uygun hale 'biz' getirelim. Çünkü neyle karşılaştığımızı 'bilmiyorsunuz' ve kişisel gelişim dediğiniz şey, yabancı bloglardan esinlendiğiniz şekliyle işlemiyor Türkiye'de. Önünde aromatik bitkilerin yer aldığı ve içinden bol miktarda güneş ışığı giren ofislerde yaşamıyoruz çoğumuz, bu yapaylıktan kurtulun. Ya adam gibi oturun kendi düşüncelerinizi ve fikirlerinizi yaşadığınız toplumun şartlarını göz önüne alarak şekillendirin, öyle metinler yazın yada hiç esinlenmeyin, çünkü yapay, sahte ve ucuz kaçıyor yazdıklarınız, kendi ütopik dünyanızı bize aksettirdiğinizi sanarken mahallenin delisi gibi görünüyorsunuz karşıdan.

Ayh.

Oturdum bir de size paragraflarca yazı yazdım.

Yorumlar

  1. Sana bir sır vereyim mi?

    Kişisel gelişim yazılarını, kitaplarını hiç sevmem. Senin kendi düşüncelerin, gözlemlerin varken ne gerek var başkasının kişisel gelişimlerine. :) herkesin kişisel gelişimi farklıdır. Sen de işe yarayan ben de işe yaramaz. :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben bir süre öncesine kadar takmıyordum dediğim gibi fakat sürekli beyaz yakalıların sorunlarına yönelik içerik üretiyorlar ve özgün değiller. o yüzden artık izlemiyorum :)

      Sil
  2. başk bloglarda gezme gel benim bloguma her türlü geliş :D

    YanıtlaSil
  3. bu ülkede herkes kişisel gelişim uzmanı, herkes yaşam koçu. ve dediğiniz gibi oradan buradan alma bilgilerle sırf blog yazmıyorlar, kitap çıkaranlar var ve para kazanıyorlar.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. evet. o yönünü kaçırmışım ben. bomboş paragraflar, anca kendilerine düzdükleri övgülerle ve kendilerini mükemmelleştirmekle geçiyor hayatları.

      Sil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Hamam, peştemalli ahlak bekçileri ve herşeye rağmen iş tutan lateks gaylar

İzmir'deki şer yuvası: Kemeraltı coğrafyası

Dostluk anlayışınızın içine tükürme zamanı.