Gençlik kampındaydık - 1: Alışma evresi


İlk kez Çukurova'ya, üniversiteyi kazanmadan önceki sene, yani 2012 yılının yaz aylarında gitmiştim; Hatay'a, Arsuz'a; gençlik kampına. Evet, hatırladın, değil mi? Çünkü sen de gitmiştin.

Ankara'dan yola çıkan bir grup ergendik. Çoğumuz birbirimizi tanıyorduk fakat bir o kadarımız da birbirimizden hazzetmiyorduk iğrenç gençlik trajedileri yüzünden. Okuduğumuz okula kadar birdi, fakat sosyal statü kavgalarına tutuşmuştuk kıçımızdaki bokumuza bakmadan. Rakip ve düşman gibi bakardık birbirimize her daim. Neyse, Has Turizm'in yeni kasa O403'lerinden birisine atladık gecenin 10'unda Ankara'dan, AŞTİ'den ve Hatay'a doğru yola çıktık.

Ailemden ilk kez uzakta bir tatile çıktığımı sanıyordum. Deniz, kum, güneş, kızlar (erkekler) ve daha fazlası. Akdeniz'e ilk kez iniyordum ve bu heyecan bana yetiyordu. Uzun bir yolculuktan sonra vardığımız Arsuz'a Has'n Sprinter markalı minibüsüyle dar yollardan geçerek vardık.

Açıkça söylemek gerekirse, gençlik kampını ilk gördüğüm an sevmedim. Tek katlı bir binanın girişinde bizi okuduğum okulun yakınındaki bir başka okulun müdürü olduğunu sonradan öğrendiğim bir adam karşıladı. Nüfus cüzdanlarımıza el konuldu ve bizi odalarımıza yerleştirmek üzere, bizden daha önce gelen esrarkeş görünümlü büyük sınıflardan birileri görevlendirildi.

Kampın arka tarafındaki tek katlı barakalara yerleştirildik ve kapı açılır açılmaz önümüzdeki 10 günün kramplarla dolu bir süreç olduğunu anladım.

Kırık dökük bir kapıdan girilen odanın içinde 3 tane ranza vardı. Ben kapının karşısındakinin altına yerleştim, üstüme Murat diye bir çocuk çıktı, karşımda hiç mi hiç sevmediğim Onur diye bir lobut, üstünde de şehirden gelen ve tanımadığımız üç kişiden biri vardı. Kaynaşmaya başlamıştık. Valizlerimizi yerleştirebileceğimiz elit ve elegan dolaplar beklemek son derece yanlış bir beklentiydi, bir kaç yıldızlı bir otele geldiğimi falan sanmış olmalıyım ki hayretlerim karşısında daha yakın arkadaşım olan bir başkası bir kaç tokatla kendime getirdi beni. Hazırsak yemeğe gidecektik.

Gittik.

Aşçılar tarafından yapılmış yemekler yediğimiz için şanslıydık, düşünsenize, daha tırnağını temizlemekten aciz insan parçalarının götlerini karıştırdıktan bize çorba servis ettiğini? Ama ikramı dönüşümlü olarak biz yapıyorduk, onu hatırlıyorum.

Genel bir imece usulü yardımlaşma havası hakimdi kampın içinde. Herkes, ister istemez birşeyler için gönüllü ediliyor ve kötü huylarından kurtulup iyi birer insan olması için teşvik ediliyordu ruhani bir biçimde. Akşamları yemekten sonra serbest zamanlar tanıyorlardı bizlere. O zamanlarda kantinden 2TL'ye Magnum filan alıyordum ben, sonra üzerinden ampuller sarkıtılmış çardakta oturup konuşuyorduk ki, aslında ortam fena değildi.

Taa ki, takma adı Severus Snape olan takım lideri bana sarana dek.

0 yorum:

Yorum Gönder