Gençlik kampındaydık - 2: Severus Snape'in Engizisyon mahkemesinden kaçış


Severus Snape ismi, takım lideri olarak bize pazarlanan herifin kanca burnunndan yola çıkarak kendisine verilmiş olan lütuftu aslında.

Aksiydi, tersliyordu insanları ve nasıl desem... Bence bizdendi ve aramızdaki temel sürtüşmenin sebebi aslında İngiltere tahtına çıkacağım gerçeğinin o günden belli oluşuydu. Neyse.

Snape ile ile ilk karşılaşmamız üstünden akkor lambalar sarkan üzümlü bir asmanın altında olmuştu yemekten sonra. Ankara'dan birlikte geldiğimiz grubumuzla oturmuş lak lak ederken ve bölgeden / diğer şehirlerden gelen kişileri tanımaya çalışıp zıbarana kadarki zamanımızı geçirirken yanımıza geldi. Gözlerindeki inanılmaz parlaklıkla gruba katıldı ve gözlerini bana dikti. Nefreti ve hazımsızlığı o zaman tanıdım. Bir süre oturduktan sonra yataklarımıza defolup gitmemiz için bizi kışkışladı.

Bize tahsis edilen odaların hali içler acısıydı. Yataklar idrardan küflenmişti, havalandırmak için yalnızca minik camlarla kapı vardı ve bingo; tuvalet denilen şey... aslında tuvaletten başka her şeye benziyordu: örneğin kiler, örneğin ardiye, örneğin... O zamanlar ki mini bünyemle bile tuvalete oturamıyordum. Öylesine dar ve düzensiz bir kurulum yapılmıştı. Bence, bugünkü tuvalet fobimin gerekçelerinden birisi de o iğrenç yer.

Bu tür yerlerin en önemli, şık ve gereksiz şeyleri tabii ki beklenmeyen çiftleşmelerdi. Arkadaşlarımdan birisi, Hatay'ın bilmem neresinden gelen Ebru denen bir kızla sevgili olduğunu açıkladığında küçük dilimizi yutmamak için sabahı uyanık beklemek zorunda kalmıştık. Yemekhanede yan yana oturmalar, havuzda birlikte yüzmeler, suyun altına dalıp öpüşmeye çalışmalar... Ebru sanırım bir kaç kez suyun altında fazla kaldığı için boğulma tehlikesi geçirmişti.

Kampa iyice alıştıktan sonra, geceleri odadan kaçmalara başladık. Ya kapının önünde oturup sohbetler (?) ediyorduk yada geniş sahanın içinde geçip orada yere yatıp yıldızları seyrediyorduk astronomik birer deha edasıyla. Snape bizi bir gün orada bastı. Bağırtılar, çığırtılar, ağlayan kızlar, kaçışan oğlanlar... Hepsi bir aradaydı ve şimdi olsa bana binlerce sayfa blog kaydı için malzeme verirdi.

Ertesi gün biz, orada yakalanan dört kişi ibret-i alem için kamp konseyinin önüne çıkarıldık. Boynuna siyah ve kalın bir iple astığı işprta güneş gözlüğüyle bizi kampın ilk günü karşılayan yapay adam başta olmak üzere Severus Snape'in de dahil olduğu 4 kişinin karşısındaydık. Bize neden yataklarımızda olmadığımızı sordular sırayla. Karşılarında ağlamamızı filan bekliyor olmalıydılar ki büyük bir özenle not alıyordu Snape'in yanındaki kadın. Sıra bana geldiğinde etrafımızı çeviren herkesin gözlerinin üzerimde olmasına aldırmadan engizisyonunuzu tanımuyorum dedim sırtımdan ılık terler akarken. Snape'in gözleri büyüdü, kamp müdürünün ağzından köpükler fışkırdı fakat ne söylediğini hatırlamıyorum. Çardağın altındaki ilkel mahkeme salonundan çıkarken etrafımızdaki halka bana yol veriyordu, odama gidip yattım ve akşam yemeğinde üst katımdaki Murat'ın dürtüklemesiyle uyandım.

Aynı gece Has Turizm'in Ankara'ya 22.30'da yapacağı bilmem kaç sefer sayılı otobüsde yerim hazırlanıyor olabilirdi.

Yorumlar

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Hamam, peştemalli ahlak bekçileri ve herşeye rağmen iş tutan lateks gaylar

İzmir'deki şer yuvası: Kemeraltı coğrafyası

Dostluk anlayışınızın içine tükürme zamanı.