İş hayatımda sevilmediğimi ben de biliyorum, ya sonra?

İnsanlar genellikle beni sevmezler iş yaşamımda. Özel hayatı ne kadar çalkantılarla dolu bir dört harfli olsam da iş yaşamımda kesin bir mükemmeliyetçilik çizgisine sahibimdir. Nefrete varan kişisel hesaplaşmaların nedenini sorduğunuzda ise karşınıza yanıtlamanız gereken bir sürü soru çıkarabilirim.

Bir çok yerde çalıştım, malesef ki sadece birinde insanların gerçekten sorumluluklarını sorunsuzca yerine getirdiğini gördüm. Bizlerin çoğunun kabul etmesi gereken en önemli konu, bir türlü sorumluluk almayı kabul etmiyor oluşumuz. Her ne kadar kazancımız, geleceğimiz ve işimizin devamı için belirli kategorilerde sınırlı sayıda sorumluluk yükümlülüğümüz olsa da habire bunlardan kurtulmanın telaşı içindeyiz.


İşin gerçek tarafına bakacak olursak eğer, ben bir ekibi çok iyi bir şekilde yönetebilirim. İnsanların kapasitelerine göre işler vermeyi ve onların halihazırda var olan kapasitelerini arttıracak yönde olumlu fikirler ve davranışlar göstermeyi severim. İnsanların beni sevmemeye başlamaları işte tam da bu aşamada önem kazanıyor.

Onlara ne yapıp ne yapmayacaklarını söylüyor olduğumu sanıyor olmalarının onlarda uyandırdığı aşşağılık hissi belki de benim dış görünüşüme, yumuşak yüzüme ve onlara gösterdiğim saygının neticesinde ortaya koyduğum üslubumla ilgili.

Ara sıra karşımdakinin bir insan olduğunu unutmam gerektiğini gösteriyor iş yaşamımın aslında pek sevmediğim tarafları bana. Yapabilecekken yapmamış olmak, bitirebilecekken bitirmemiş olmak ve ortaya somut olarak bir şeyleri koyamamış olmanın verdiği garip ve histerik ağırlık bazen uykularımı kaçıracak kadar ağır basıyor. Bir otobüsle tekrar Ankara'ya dönmemeyi istemek kadar doğal bir isteğimin günden güne yaklaşıyor olması içten içe burkuyor yüreğimi.

Neyse..

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Hamam, peştemalli ahlak bekçileri ve herşeye rağmen iş tutan lateks gaylar

İzmir'deki şer yuvası: Kemeraltı coğrafyası

Dostluk anlayışınızın içine tükürme zamanı.