O adam zaten mutlu olamayacak, sen neyin derdindesin?

Dünyanın göz yaşını akıtmış olmamın yada tepedeki dolunaya defalarca onu sevdiğimi söylemiş olmamın hiç bir önemi yok aslında.

Bir süredir etrafımdaki erkekler ve kadınlar Kurabiye'ye olan yanlış hislerimden kurtulmamın gereğinden bahsedip duruyor. Özellikle komşu şehrin ileri geren eşrafından bir bearımız arka arkaya defalarca sorma gereği hissetti şu soruyu kendi kendine; "bu kadar mı fazla sevdin lan?"

Ay ben bu Anubis'in çevre şartları altında maskülenleşmiş feminen patlamalarına bayılıyorum. Saf Anadolu bearım benim.

Bu satırları yazmamın temelinde ise aslında artık kendime çok yakın hissettiğim bir arkadaşımın "xCoach, sana böyle davranan adam zaten mutlu olamayacak, sen neyin telaşındasın?" sözü.

Şimdi kalıcı yada geçici olarak yaşadığım şehre yeniden adapte olmaya çalışma zamanı. Zaten Kurabiye'ye de söyledim, i started to feel better. Bunun tabii Kurabiye'nin sesini duymakla da ilgisi var. Saçının en titrek telini hatırlayıp güldüm kendi kendime.

Yaşadığım şehirden kopmak zorunda kalmanın yada orayı bırakıp gelmenin hissettirdiği bir hayal kırıklığı değil gibi geliyor bu. Kurabiye'nin hayatımdan çıkışına dair bir kanıksama, artık farkındayım. Şehre dair gördüğüm en ufak şeyde, dünyanın belirli kesimlerinde onu görüyorum. Sesini bile duymak bana kendimi öylesine iyi hissediyor ki, cesaretleniyorum hayata tutunmak için.

Ama kendime itiraf ettiğim şeyi ona da itiraf etmeli miyim onu bilmiyorum. Ne yani,

لقد ارتكبت خطأ كوكي كبيرة، وأنا أحب لك.
mi diyeyim?

Sanırım diyemem. Ya da belki yıllar sonra bir yerlerde bir araya gelirsek ve geçmişe dair hoş anılarımızdan söz açılırsa birlikte yaşadığımız şehirden kaçmamın gerçek sebebini ona da anlatırım.

Bir de tanrı kahretsin ki insanlar sizin mutsuzluğunuzla ilgilenmediği gibi mutluluğunuzu da sizden çekip almak istiyorlar. İçimden hiç bir şey anlatmak gelmiyor.

0 yorum:

Yorum Gönder