Ferro-baskın kombinasyonlarınız ve siz

Bir sürü baskın detay barındıran şeyi üzerinize giyip çıkmayın bebişlerim.

Siz yılın bir hayli büyük bir zamanında St. Tropez sahillerinde yüksek koruma faktörlü güneş kremleriyle güneşlenen ve ardından da masaj, peeling ve düzenli cinsel ilişkiye bağlı cumming aktivitesi ile cildindeki dokuyu ve vücudundaki toksinleri düzenli olarak atan Avrupa'lı zengin milyonerlerden değilsiniz.

Olsanız zaten Ankara'nın bozkırında ne bok işiniz olurdu. Sorgulayın bunu azıcık.

Sizde olan şey, bütün gün güneşin altında gezmekten mütevellit meydana gelen o iflah olmaz ayarsızlıktaki esmerlik ve hayatınıza bir türlü sokmadığınız spor aktivitelerinin eksikliğine bağlı olarak meydana gelen amorf bir vücut.

İşin içine cinsel tatminsizliğe bağlı olan zihinsel ve bedensel açlığı ve durmadan olur olmaz yerlerde kalkıp duran biçimsiz ve küçük pipilerinize dair anektodları dahil etmiyorum daha.

Tabii bunda biraz da Yozgat civarından bir yerlerden gelmenizin de etkisi yok değil. Ama konumuzun içinde herhangi bir güzide ilimizi ötekileştirmek ve oradaki değerli (!) okuyucuları küstürmek yok.

Hayır, baskın şeyleri giyin, yine giymeyin demiyorum (hatta hobi olarak evde filan giyin) ama biraz ölçülü olun. Örneğin aşırı abartılı desenli bir gömleğin altında cartt bir pembe yada sarı giymeyin Ya da - nerden buldunuz bilmiyorum ama - o götünüzde bile eğreti duran garip bir yeşil saten pantolonun üzerine kırmızı bir şey giymeyin. Hele ki altına çıplak ayakla loafer çakması plastik tabanlı pabuçları asla.

Anlıyorum, bir şekilde bir yerlerden görüp kendinize yakıştırıyorsunuz - yakıştırmakla kalmayıp bir de bir sürü para verip alıyorsunuz ve giyiyorsunuz - ama olmuyor tatlılarım.

Örneğin her sabah 510 numaralı Sincan - Sıhhiye otobüsünde karşılaştığım bir adam var. Vücudu fit, ona uygun takım elbiseler yada şık ceketler giyiyor ve ayağına da sivri burunlu ayakkabılar geçiriyor. Gömlekler üzerinde iğreti durmuyor. Aksine, Avrupai bir modernizm var herifin üzerinde.

Öyle olun, sizi de belediye otobüsünün içinde kucağıma ters alıp kafamı bacaklarınızın arasına gömeyim ve zevkten uçurma fantezileri kurayım.

Üzerinizde bir adet baskın kıyafet olsun. Aynadaki eblek tipinize bakmadan aşırı abartılı bir tişört ya da gömlek giyecekseniz altına yalnızca düz kesim bir jean  yada kanvas pls; onun da altına ona uygun bir ayakkabı. Ve yahutta rengi Avrupa'daki herhangi biri tarafından ancak en son çare olarak tercih edilebilecek saçmalıkta bir pantolon giyecekseniz üzerine düz renkli bir gömlek (kesinlikle siyah değil) ve altına da pantolona uyumlu siyah, kahverengi yada mevsimine göre süet bir ayakkabı.

Mesela şimdi gözümün önünden birisi geçti; üzerinde Victoria Secret mankenlerine taş çıkarttıracak sıra dışı basitlikte bir tişört -ki vicdanınıza kadar açık yakalar giymenize de gerek yok - altında ishalli bok yeşilinde (günahı boynuna, yıkanmaktan o rengi almış da olabilir) bir kanvas pantolon ve altında da çıplak ayaklar üzerine giyilmiş olan, rengi krem rengi ile beyaz arasında gidip gelen siyah lastik tabanlı bir loaferımsı. Ferro-homoseksüelitenizi böylesine ulu orta ilan etmenize gerek var mı? Bence yok.  O ayak kokusu ile karışmış çorap ve yanık lastik kokusu 20 metre öteden burun direklerimi sızlattı. En yakın dilek ağacına giderek yeni bir burun direği dileyeceğim sanırım.

Loafer'a adını veren kişi şu anda mezarının içinde ne tür bir günah işlediğini merak edip ağlıyor.

Birisi artık gözlerimize edilen bu tecavüze dur diyebilecek mi? Daha ne kadar bu görgüsüzlüğe ve zevksizliğe katlanmak zorunda kalacağız? BON NO OSTORSOM ONO GOYOROM! Giyeme pls, giyeme.

Bir yandan, klasik kumaş pantolon - gömlek - klasik ayakkabı ya da lacivert jean - lacoste - sneaker kombinasyonlarına kıtlık mı girdi, bu sorunun yanıtını merak ediyorum.

Bence moda denilen şey biz Türklerden uzak tutulmalı. İflah olmaz cinsel fanztezilerimize kadar pek çok şeyi tahmin edebildiğimiz kıyafetleriyle bu toplum gerçekten çok da ilerde olmayı hak etmiyor olabilir.

Ya da 7 mahalle toplanalım ve ulusal kanalı basarak spikere moda üzerine yazdığımız ve alt mesajlarla dolu bir metni okutalım. Bu böyle olmayacak. Ya gözlerimiz çıkacak yada yol kenarlarında gülerken öleceğiz ya da o ara bir arabanın veya kamyonun altında kalacağız.

Ayh.

0 yorum:

Yorum Gönder