Karlarla kaplı bir ormanın içinde yalın ayak koşuyordum...


...
Pijamalarımı giymeye koyuldum. Hareketlerim yavaştı, ağırdan alıyordum. Beni izlediğini biliyordum. Bakmıyordu, ama bakıyordu. Emindim. Daha sonra yönümü yattığı yatağa çevirdim, kenara kaydı bir buçuk kişilik yatağın içinde. Yorganı kaldırdı, beyaz atletli göbeğinin yumuşak çukuruna bıraktım kendimi. Adaçayı gibi kokuyordu, tek kolu boynumun altında, diğeri kalçasının üzerindeydi. Burnumu koluna gömdüm, o da ürkekçe elini göbeğimin altına soktu, sıkıca sarıldı bana, belini kalçalarımın arasına doğru itti. Minik bir inilti çıkardım. Ah, kahretsin. Yatağımdaydı. Otobüste yanıma oturan herifi yatağa atmayı başarmıştım. Mihrabım yerindeydi. Kendimle gurur duyabilirdim.

Uyuyor musun diye seslendi dalgalar soğuk kıyıyı döverken. Rüzgarın sesi ince metal çerçevelerin arasından girip kulaklarımıza karar geliyordu. Uyumuyordum tabii. Teninden süzülen adaçayının kokusunu sindirmeye çalışıyordum. Muhtemelen bir kez daha aynı yatakta olmayacaktık, keyfini çıkarıyordum anın.

Yoo dedim, bıkkın bir sesle, düşünüyorum.
Ne düşünüyorsun?
Hiiç... 
Duvar mı örüyorsun bana dedi gülerek.

Bilebileceğini tahmin etmemiştim o şarkıyı. Hayır dedim, ne duvarı örücem sana. Yüreğim çarpıyordu deli gibi, heyecanlanmıştım, onu yatıştırmaya çalışıyordum.

Bana dönsene.

Olur...

Şimdi yüzü yüzümün önündeydi. Nefesi dudaklarımda, dudakları gözlerimde. Çıkmaya başlayan sakalları ve bıyıklarıyla beni oracıkta baştan çıkarsa hayır demeyecek kadar savunmasızdım. Karanlıktı, fakat gözlerindeki parlaklığı görebiliyordum, nefesi adeta bir ateş ejderhasının nefesi gibiydi, sıcak; istekli ve çayla karışık sigara ve nane kokulu. Ben yaklaştım bu sefer, dudaklarım dudaklarıyla buluştu, özellikle alt dudağıyla. Çenesinde beliren sakal filizlerini hissetmek istedim dudaklarımın içinde. Karşı koymadı hergele, ama karşılık da vermedi. Beni çıldırtmaya mı çalışıyordu? Durup kendimi geri çektim, bu sefer o dudaklarını bastırdı. Boşta kalan üst dudağımı emdi uzun uzun. Kolunu bir mengene gibi ensemden geçirip başımı sabitledi. Kontrolü tamamen eline vermiştim, kahretsin.

Kontrolü kaybetmek hoş bir deneyim aslında. Karşında baştan çıkardığın bir erkek var ve yokuş aşağı giden bir kamyon gibi akmaya hazırlanıyor. Harika. Bileklerimi bastırarak üzerime çıktı, göbeğimin üzerinde beklenmedik bir sertlik hissettim, keyfim yerine geldi. Otoyoldan geçen otobüslerin, kamyonların, otomobillerin sesleri arasında rüzgar uğulduyordu, dalgaların sesi odayı dolduruyordu ve ben bir erkeğin altında, olacakları tahmin etmeye çalışıyordum. Daha doğrusu kendimi bırakmış, olacakları izliyordum. Dudağını dudağımdan ayırdığı ilk an küçük iniltim kendiliğinden fışkırdı dudaklarımın arasından. Orgazma adım adım yaklaşıyordum ama kendimi frenlemeyi öğrenmem gerekiyordu bir taraftan da. Böylesine kolay yem olma oğlum!

Elleri birer mengene olmuştu sanki, meme uçlarımı, kasıklarımı, belimi, popomun yanaklarını bir bir kavrayıp bırakıyordu. Neremden ne kadar çok zevk aldığımı anlamaya çalışıyordu anlaşılan. Profesyonel bir sevici olmalıydı. Tabii ya, kırk küsür yaşındaki adamın ilki ben olmayacaktım ya. Canım da nasıl eğlenmek istiyordu, parmakları popomun arasındayken inleyiverdim, anladı ne istediğimi.

Ben anlamış mıydım ne istediğimi, hala anlamadım.

Dudaklarını dudaklarımdan ayırmadan yüzümün üstüne çevirdi beni, boynum kopacak sandım bir an için. Tutkuluydu, hızlanmıştı, bazen ısırıyordu da dudaklarımı. Şehveti ensesindeki gözeneklerinden tomurcuklanan terinden burun deliklerime doluyordu. Karlarla kaplı bir ormanın içinde yalın ayak koşuyordum. Gizli saklı bir göle çırılçıplak atlayıp suyun içinde dalıp çıkmak için yanıyor, tutuşuyordum. Önce atletini sıyırmaya yeltendi, kalsın dedim, öyle iyisin. Sonra ona verdiğim eşofman altını çıkardı iki hareketle. Vaay, profesyonel! Üzerimde beyaz bir külotlaydı, avucunun içini çeneme dayadı, yukarı çekti. Bir taraftan da belini kalçalarıma bastırıyordu. Durma dedim. Bana sahip ol. Kulağıma kaydı dudakları uzun yoldan gelen bir tırın motor sesi gürleyen dalgaların sesiyle birleşti. Seni çok mutlu edeceğim. Fırtına geliyordu, biliyordum.

Ben bir kez daha ne zaman çok mutlu olurdum, emin değildim. Çünkü dağılmıştım, hırpalanmıştım, örselenmiştim. Kalbimin kabuğu defalarca yara almıştı ama sağ çıkmıştım. Bence önce onu onarmam gerekiyordu köşeme çekilip. Durup düşünüp, kendi kendimi yiyip bitirmem gerekiyordu. Daha çok ağlamam...

Gri penye eşofman altımı sıyırıp kalçalarımın arasını iyice ayırdı. Kendimi kastım görsün diye. Ovv! Dokunmaya başladı parmaklarıyla, adeta okşuyordu, o dokundukça ben daha çok yükseliyordum, yükseldikçe düşüşümün daha acı verici olacağını biliyordum. Azıcık üfleyerek bir serinlik dalgasıyla yıkadı belimden aşağısını. Ürperiyordum, tüylerimin diken diken oluyordu. Parmaklarıyla dikleşen tüylerimin üzerinden geçerken ılık meltemle yıkamaya devam ediyordu bedenimi. İlk kez boşalmamak için kendimi o zaman tuttum. Çünkü erkenden bu anın zevkinin tükenmesini istemiyordum, sıktım kendimi.

Ne oldu?
Hiiç?

Elini boğazımdan dudaklarıma götürürken kulaklarıma yapıştı, Ne oldu dedim?
Zirveye çıktım, orada kalmaya çalışıyorum.
Hm..


Yatağın üzerinde yukarda kalmak için kullandığı kolunu kaldırıp kiloduna doğru yöneldi. İşte beklediğim an geliyordu. Kulaklarımı ve boynumu öpmeyi sürdürürken dizine kadar indirdi çamaşırını ve olanca sıcaklığıyla dayandı arkama. Sert ve sıcaktı. O da zirveye yanıma gelmeye hazırlanıyordu...

0 yorum:

Yorum Gönder