Filan, neyse...

Birbirimizin hayatından öylece çıkıp gidivermemizi bir türlü hazmedemiyorum.

Bir insanın bir diğer insanın hayatının rutin bir parçası haline gelmiş olmayı başarması aslında çok büyük bir olay. Bunun temelinde aslında biraz da bir başkasının hayatına, yaşayışına, günlük hayatına ve kişiliğine saygı duymayı alışkanlık haline getirmiş olmayı başarmak var.

Gururla söylüyorum ki, hayatıma giren hiç bir erkeğin kabusu olmadım. Hayatlarına ve hayatlarını yaşayış biçimlerine saygı duydum, özel alanlarını hiç bir zaman aşmadım.

Ama but fakat, taktir ederseniz ki seven sikilir misali hemen hemen hiç bir zaman bunun bir faydasını görmedim.

Tam tersini de denedim. Elbette ki hamamda sikiştiğim adamların başlarına ekşimiş bir yoğurt misali musallat olmaktan bahsetmiyorum. (Düşünsene, sabah henüz afyonun dahi patlamamış fakat hamamda arkanı döndüğün herifle göz göze geliyorsun ve Basmane istasyonunda seninle birlikte inip seni çekeleyerek yeniden hamama sokup sikmeye çalışıyor) Sürekli sıkıştırdım, sürekli varlığımı hissettirdim, mesajlarla, fotoğraflarla, youtube linkleriyle doldurdum telefonunu.

Sonra ne mi oldu?

Siz zaten bir süredir hayatımın gidişatını biliyorsunuz, eski düzene döndüm. Kendimi kandırmaya başladım "çalışmam, çok çalışmam ve hayatımı daha fazla düzene sokmam gerekiyor".

Belki de DIVA teyzenizden bana kalan en iyi şeylerden birisi bu kendini kandırabilme başarısı. Düşünsene, ortada elle tutulur hemen hemen hiç bir şey yok fakat sen kendini "çok çalıştığına" ikna edebiliyorsun.

Filan. Neyse.

Share:

0 yorum:

Yorum Gönder