Yağmurdan sonraki o ilk ferahlama anı

Şehrin her bir köşesine, metrekareye en az bir ton yağmur düşmüş kadar beklenmedik, fakat yağmur bulutlarının terk ettiği bir kasabanın üzerinde yükselen ayın verdiği gaip huzur kadar sakin bir akşamdı.

Swiss Otel'in yan sokağında bir yerlerde bir okaliptüs ağacı var sanırım, yağmurdan sonra harika kokuyor; hala burnumda.

Kordon'daki gün batımı terasında gün battıktan epey sonra oturuyor ve denizden tuhaf denecek kadar ılık bir rüzgar olmayan saçlarımın arasından geçip giderken kulaklığımı cebimden çıkarıp olur olmaz bir yerde canımı yaksın diye ardı ardına listelediğim on kadar şarkının olduğu playlist'i açıyordum.

Burada yaşamak evet; dünyanın en güzel şeylerinden biri. Yağmurdan sonra çok ferah, çok taze, çok yenilenmiş ve asla başka bir yer gibi kokmayan bir havası var, şehrin de bir eşi yok filan ama...

Ama'lar var beynimi kavuran.

Kelimeler de git gide daha anlamsız geliyor, paragraflar kısalıyor, söylenecek sözler bir kaç sözcükten oluşan, umut dolu, beklentilerle yüklü, ardı açık ve birisi gelse de tamamına erdirse beklentisiyle yarım kalıyor.

Bu sene kırk oluyorum ve yalnız hissediyorum. Şiirle aram zaten hemen hemen hiç olmadı. Ne şehir gideriyor yalnızlığımı ne şarkılar...

Belki de bir tür karma yaşıyorumdur, burun kıvırdıklarımın ahını çekiyorumdur kim bilir...

Bu hep böyle mi sürüp gidecek diye düşünmüyor değilim; bugünün yarınını daha fazla düşünüyor, başıma  bir şey gelse birisi bir çorba yapsa istiyorum.

Neyse, listeden bir kaç şarkıyı size de bırakıyorum, vaktiniz varsa dinleyin...

Yorum Gönder

0 Yorumlar