Kırkında hayatla pazarlık sanatı: Hiç bir şey için geç kalmadın, kıçını kaldır ve egzersize başla

Yaşlandıkça bazı şeyleri daha hızlı kaybettiğini sen de fark ediyorsundur…

Mental sağlığını, sabrını, arabanın ya da evin anahtarlarını, hatta sertleşme kabiliyetini.

Hadi mentalin neyse de, sanırım sertleşme sorunlarıyla yüzleşmek… Hayatının bir evresi kapanıyor mu diyosun kız yoksa?

Neyse, cıvıtmayayım. Bilirsin, bu blog oldukça resmi bir mecradır.

Tabii ki bu kaybın içinde kaslarını saymamak… nasıl desem… zor.

Sarkopeni olarak da bilinen kas kaybıyla ilgili macera, sandığın gibi kırklı yaşlarda başlamıyor ne yazık ki.

Otuzlu yaşlardan itibaren kendini tatlı tatlı göstermeye başlayan ve gözü sende kalan eski sevgilinin efsunlu sözleri nedeniyle olduğunu düşündüğün tüm bu kayıplar, yıllar geçtikçe hızlanıyor ve bir de bakmışsın ki; o hiç de hazzetmediğin akademik lubun, tuvaletinde ve duşunda yediği bin bir haltı ballandıra ballandıra anlattığı spor salonundan bikinili fotoğrafları online ederken sen hayatın olağan akışı içinde yerinden kalkarken bile oflayıp poflamaya başlamışsın.

Kabus gibi; fakat internette İsviçre'ye ötenazi temalı gezileri araştırmak sonraki hareketin olmayacak.

Dur bakalım, toparlayacağız.

Evet bu durum benim için de korkulu bir rüya ve yine evet, "ex'imin içinde kalan tüm hıncı bir kenara bırakıp bana karşı edindiği nefretiyle, önüne açtığı random bir büyü kitabının ortasından onda kalan tek fotoğrafıma doğru fısıldadığı efsunlu büyülerine maruz kaldığım için zayıflayan kaslarımı" en güzel çağımda kaybetmeyi ben de istemem.

Sana da oluyordur belki (olmuyorsa garip),

eskisine göre daha çabuk yoruluyorsundur (hem altta hem üstteyken), kendi kendine söylenip merdivenleri tırmanmaya başlamadan önce etrafta seni yukarı çekebilecek endüstriyel sınıf bir asansör var mı diye bakınıyorsundur, sandalyeden ya da sabahları yataktan kalkmak bile başlı başına hayatla bir pazarlık haline gelmiştir...

Sonuçta birilerinin kalkıp işe gitmesi ve Santoni’nin yeni kreasyonundan edinilecek olan yeni sezon loaferler ve ayağı tam saran çoraplar için para kazanması gerekiyordur.

Ya da basitçe, kalkıp kendine bol peynirli ve akşamdan kalan rus salatasını içine tepiklediğin bir sandiviç hazırlaman elzemdir...

Bunu biliyor ve şunu söylüyorum ki hiç bir şey için hiç bir zaman geç değil. 

Yo yo yo; yana yakıla Dr. Nowzaradan'ı aramaktan ve bir randevu koparmak için günlerini ve gecelerini internetin başında histerik sanrılar eşliğinde geçirmekten bahsetmiyorum.

En azından şimdilik.

Kendine harika bak(a)mamış olabilirsin, zaman sana da acımamış hatta arada kendini ihmal etmiş olabilirsin.

Fakat yaşın artarken aynı zamanda ucundan kıyısından kas kaybı yaşamaya başlarken kenara çekilip hayatın sana acımasız davrandığından dert yanmak, kaderine ağlamak ve hayat etrafında yedi yüzle akıp giderken yapay bir mahsunlukla drama queen'e bağlamak zorunda değilsin.

...

Kim derdi ki bir gün çıkacağım ve sana kırk yaş önerileri sıralayacağım.

Ben de yaşlandım kız. 

Öncelikli olarak ayırdına varman gereken çok önemli bir şey var, 

kasların yalnızca üzerine giydiğin pamuklu beyaz kilotların ve klasik kesim bir atletin içinde aynada kendine bakıp elindeki turuncu renkli iphone ile abuk subuk pozlar keserken kendi fotoğraflarını çekmek için yok.

Buradaki temel olgu yalnızca güçlü görünmek de değil.

Kaslarını aklına gelen her ama her yerde kullanıyorsun. Market poşetlerini taşırken, kolinin evine merdivenleri kullanarak çıkıp iyi bir performansın olduğuna onu da ikna ederken, karşındakinin seni yeterince dar sanması için çabalarken, on beşinci saniyede ilk turu patlatmamak için, sandalyeden kalkarken özgüvenini yüklemek için, terk edildiğin masanın üstüne dirseklerini dayayarak Meğer şarkısına kendi çapında bir klip çekerken, (çirkinleşiyorum) tuvalette kıçını silerken hatta uyumadan önce bedeninin en gizli kalmış yerlerine (kaldı mı gerçekten öyle bir yer?) dokunup umutsuzca daha önce keşfedilmemiş hazları yaşamaya çalışırken (aka. göz yaşları içinde otuz bir çekerken)...

Kaslarının belki de şimdiye kadar sana kimsenin söylemediği bir işlevi daha var. Vücudunu bir tür makine olarak düşünürsen (öf, şu iç sesini bi sustur, evet ben de biliyorum yatakta Zetina markalı bir dikiş makinesi gibi performans gösterdiğini), kasların vücudundaki yakıtı daha verimli kullanmanı sağlar, yani metabolizma denen sistemi ayakta ve hayatta tutar.

Kaslarının zayıflamaya başladığını emin ol ki çok kolay şekilde anlarsın.

Daha çok ve çabuk düşersin, bedeninde meydana gelen sorunların ardından iyileşmelerin yavaşlar ve … bedenin biraz mola istiyorum der.

Bununla yakın zamanda ilgilenmeye başlamazsan iş zihinsel performansını etkilemeye kadar gidebilir.

Hayır ya, umutsuz ve yalnız geçen gecelerde çare diye dibini gördüğün şişelerin yarattığı efsunlu sanrılardan bahsetmiyorum. Lütfen biraz ciddiyet.

Açık ve net biçimde söyleyeyim, 

Harekete geçmek lazım.

Bir spor salonuna mı yazılıyorsun, mahalledeki arkadaşlarınla ya da komşularınla mahalledeki spor aletlerine mi gidiyorsun ya da evde benim yaptığım gibi kendi kendine mi debeleniyorsun…

Bilmiyorum.

Bildiğim tek bir şey var, o da harekete geçmen gerektiği.

Aynı zamanda tapılası birer babiş olan komşularla mahalledeki spor aletlerine gitmek fena fikir değil, aynı zamanda biraz göz banyosu da yaparsın, bu da Kraliçenden sana bir tüyo.

Kasları güçlendirmek ve kayıpları azaltmak için kendi ağırlığınla yapytığın antremanlar, dirençli lastiklerle yapılan egzersizler, hafif ağırlıklarla işe başlamak başta iş görür. Hatta sandalyeye oturup kalkarak işe başlayabilirsin.

Dizlerin ağrıyorsa ya benim gibi düşüp diz kapağını kırdıysan, dizlik al ama öncesinde. 

Düzenli olarak belirli hareketleri yapmak evet, kaslarını güçlendirmek için çok iyi, fakat günlük hayatında da bazı alışkanlıklarında küçük değişiklikler yapsan iyi olur. Kaslarını uyaracak ve kemiklerine kaslarının hala orada olduğunu hatırlayacak küçük değişiklikler bunlar.

Çok basit bir örnek sandalyeden kalkarken baldırlarından güç alarak kendini yukarı itmek. Bu gibi hareketleri düzenli olarak yaptığında yürüyüşünün değiştiğini, dengenin düzeldiğini (hayır mental olandan bahsetmiyorum, onu toparlamak için çok daha fazlasına ihtiyacın var) ve artık daha az düşme hissi yaşadığını fark edeceksin.

Kilo kontrolünde hemen hemen hepimizin yaptığı çok önemli bir hata var.

Bunu ben de yaptım ve kendim yüzleştiğim için burada sana akıl veriyormuş gibi bir tavır takınabiliyorum.

Kasları aç bırakmak.

Egzersiz evet tek başına çok iyi ve gerekli, fakat kasların vücudundaki bir çok şeyden daha fazla yakıta ihtiyacı var. Hangi ağırlıkta olursa olsun, egzersiz yaptığında kasların ve onları oluşturan hücrelerin yorulur ve yıpranır; ve kasların onarımı için proteine ihtiyaç var.

Karbonhidrat grubu yiyecekler hareket etmek için gerekli enerjiyi sana kolayca sağlar, sağlıklı gruptaki yağlar daha da uzun süreli destek sağlar. Bir de bunun içine proteini kattın mı vücut tamam der, hazırsan marşa basıyorum?

 

Gözümden bir damla yaş akarken söylemem gereken bir şey var (hayır hamile değilim ya da ayrılmak istemiyorum); yaşlanmak kas kütlesinin azalmasına neden olabilir. Fakat bu gözünün yaşıyla bir köşeye oturup instagram’da kendine iyi bakmış kaslı erkeklerin slip mayolarına veya kilotlarına iç geçirip onlara like atacağın anlamına gelmiyor.

Bugün düzenli kuvvet egzersizlerine başlarsan, yediğin şeyleri düzeltirsen yarından itibaren gücünün arttığını (ne yazık ki evet, yatakta da), dengenin düzeldiğini ve yaşam kalitenin artmaya başladığını hissedersin.

Nereden başlayacağın konusunda emin mi değilsin?

Instagram’da götünü göbeğini sergileyenlerin altına kalpli öpücükler atana kadar bir iki tane egzersiz sayfasına bak örneğin, ya da Muscle Wiki’ye.

Ne bileyim, bak işte. Her boka kafan basıyor, buna mı basmadı?

Neyse hadi motive edeyim seni biraz, yaparsın kız sen, seni neler yıkamadı; sabah akşam yarımşar saatlik egzersiz mi yıkacak?

Bu blogu yirmili ve otuzlu yaşlarında okuyan sevgili takipçilerimin (?) hayatlarına egzersizleri ve sporu şimdiden katmaları bu yüzden önemli.

Sevgili takipçilerim diye bahsettiysem o kadar da şey yapmayın, benim için yalnızca bir ziyaretçi ve daha önce gezindiğiniz o mağazaların bilgisayarınıza yerleştirdiği cookie’ler sebebiye ekranda gördüğü linklere tıklama potansiyeli olan bireylersiniz sadece.

Bazen istisnasız her birinizi maddi birer meta olarak gördüğüm oluyor. 

Burada titredim ve kendime geldim.

Egzersizlerini istersen evinde kendi başına yap, istersen salona git istersen mahalleden kafa dengi biriyle açık havada.

Benim de var mesela gözüme kestirdiğim biri; belki yiyececeğim de.

Bir ara çok iyi olmanın ve sonradan koyuvermenin de bu aşamada bir önemli yok. Tek başına zor oluyor, kendimden biliyorum. Yalnızlığımın çaresini Spotify listelerinde ve her biri bir diğerinden daha korkunç podcastlerde aradığım bir evredeyim.

Ama but fakat…

Kırklı yaşlarına girerken, özellikle hayatın içinde bir şekilde yalnız kalmış bir adamsan, kendin için bi’şeyler yapmak zo-run-da-sın.

Nasıl da bir anda yakınlaştık yine, değil mi? Kendi aramızda samimi bir ortak nokta bulduk.

Kasların sana küsmedi, bunu en iyi sol ya da sağ; artık en iyi hissi hangisiyle yaşıyorsan o elinden biliyorsun, sadece başka kaslarının olduğunu da hatırlamaya ihtiyacın var.

Bay Mini Gandolfini her geldiğinde birbirimizi spor yapmak konusunda motive ediyor olmamıza rağmen, bu sefer, iki buluşmanın da sonu  hep muhallebicide bitti.

Neyse ay, hem bakarsın umduğundan daha güzel geçer kırk.

xo

Yorum Gönder

0 Yorumlar