Nasıl geçti toplantı sence dedi yanıma yaklaşıp fermuarının önünü açarken.
Gecenin bir saatinde, karlı bir gökyüzüne uzanan gökdelenin üst katlarından birinde, katın kuytu köşesinde kalmış tuvaletlerinden birindeydik ve o, sanki başka yer yokmuş gibi bir yandan yürürken bir yandan kemerini çözmüş ve çekinmeden, hemen yanımdaki pisuvara park etmişti.
Yüksek sesle işiyordu, aynı zamanda başını öne eğmiş, işaret ve orta parmağının arasına sıkıştırdığı kalın aletini hafifçe aşağı yukarı sallayarak çişini pisuvarın içinde dolaştırıyordu.
Birlikte gereğinden fazla bir süre orada, yanyana kaldık. Kafamı ondan yana çevirdim, bir gözüm kapıdayken ötekisi ucu beyaz gömleğinin yakasına değen pembe kulak memesinin hemen altında filizlenmeye başlamış gri sakallarındaydı. Kim bilir nasıl güzel kokuyordu kulağının ardı.
İyi bir satıştı bence dedi işemesi bittikten sonra epey uzunca bir süre pipisinde kalan son damlaları da pisuvara saçmaya devam ederken. Bir adım geriye çekildi, bir eliyle başı pembe iri aletini tutarken diğer eliyle pinstripe gri pantolonunun belindeki kemerini kavramıştı düşmesin diye.
Aletinin altına sıkıştırdığı siyah renkli külodunu olduğu yerden çıkarıp aletini ve iri toplarını içine yerleştirirken oldukça rahattı ve nereye baktığımın farkındaydı.
Unutturma da yarın bilgi-işlemden bize birer tane yeni iPhone isteyeyim, hak ettik.
Gözüm önünde oynadığı ve zevkle şişmeye başlamış iri aletine takıldı. Bir adım daha geri gidip beyaz üzerine mavi çizgili gömleğinin eteğini beline kadar sıyırdı, baş ve işaret parmağıyla aletini kavrayıp başını geriye doğru çekti, kafası kocaman aletin başındaki kan biraz çekilip beyazlaştı, bıraktığında yeniden kızardı aleti.
Yüzünde çapkın bir gülümseme belirdi.
Beğendin mi?
Başımı evet anlamında salladım, gözümü iyice dikleşmiş aletinden alıp yukarı kaydırdım ve gri gözlerini yakaladım.
Takılalım mi biraz ister misin? Gözlerini gözlerime dikmiş, ateş saçan bakışlarıyla vereceğim yanıtı tartıyordu.
Elini beline dayayarak başını hafifçe yana eğdi. Fazla meraklı ve istekli görünmemeye çalışarak fısıldayarak sordum; Nasıl olacak?
Daha önce hiç başka bir erkekle yatmamış değildim, fakat her yanı kamerayla dolu bir plazanın tuvaletinde ve gece neredeyse sabaha dönmek üzereyken aynı takımda çalıştığım bir iş arkadaşımla, üstelik patronum konumunda olan bir iş arkadaşımla yapmamıştım.
Yanıt vermek yerine tuvaletin ağır kapısına doğru bir bakış attı gri gözleriyle. Beni izlemeni istiyorum. Seyreder misin beni?
Başımı salladım ve önümde dimdik uzanan, zevkle sertleşmiş aletimi bakışlarına aldırmadan özenle önü açık pantolonumun içine yerleştirip fermuarını çektim. Gri ve soğuk gözleri bedeninin ateşiyle yanıyordu, kulaklarının kızardığını o anda fark ettim.
Pisuvardan uzaklaşırken pembe başlı iri aleti gömleğinin eteklerinin arasından uzanıyor ve ucundan parlak bir sıvı damlıyordu.
Klozete geç diye emretti işaret parmağıyla ahşap panellerle ayrılmış genişçe kabinlerigösterirken. Verdiği emri ikiletmedim, ondan emir almak, içimde bir yerlerde bir şeyleri tatmin etmeye yetmişti. Ferah ve iyice temizlenmiş, gri renkli granitle kaplı kabini dışarıdan ayıran ağır, kapıyı aralayarak klozetin plastik kapağının üstüne oturdum.
Dışardan bakıldığında aslında garip bir haldeydim; gecenin bir vaktinde, şehrin tam göbeğinde fakat yine de göz önünden uzakta, karanlık bir koridorun ucundaki terk edilmiş gibi duran bir tuvalette sertlemiş şekilde oturuyor ve karşımda fütursuz bir özgüvenle kendine dokunmak suretiyle tatmin olmaya çok yaklaşmış iş arkadaşımı izliyordum.
Acaba kaç gece onu düşünerek ve teninin erkeksi kokusunu arzulayarak otuz bir çektiğimi ve ardı ardına boşalırken o dar kesim kumaş pantolonlarından taşan kalın bacaklarını arzuladığımı; biçimli ve büyük poposunun arasında aletimi gezdirmek ve tam da kutsal halkasının üstüne boşalmayı hayal ettiğimi söylemenin zamanı mıydı?
Bir eliyle ritmik şekilde aletini sıvazlamayı sürdürüyordu tuvalet kabinin çerçevesine yaslanmış halde, diğer elini kıvırmış ve başının ardından ensesine dayamış, ipekten gömleğinin gerilen kolundan kendi pazusunu öpüyor ve biraz daha cesur bir hareketle, burnunu aşağı indiriyor ve kendi teninin kokusunu kendi koltuk altından alıyordu. Kendini koklamasına yükseldim, pantolonumun içinde sertleşen erkekliğim artık yattığı yere sığmıyor, dışarı çıkmak istiyor hatta karşımda bir tür zevk sarhoşu olmuş vaziyette dans eden adamın teninin kokusuyla zirveye çıkıp boşalmak istiyordu.
Boştaki elini indirip kravatını çözdü ve gömleğinin üstten üç düğmesini çözdü. İçindeki dar kesim beyaz atlet, güneşten bronzlaşarak esmermelmiş yapılı vücudunu çepeçevre sarmıştı, meme uçları sert ve dikti. Yerimden kalkmaya hamle ettim, kendimi daha fazla tutamamaktan ve pantolonumun içine boşalmaktan endişe ediyordum; o meme uçlarını dilimde gezdirmeli, küçük ısırıklar atmalı, ağzından çıkan küçük iniltileri kendi dudaklarımı kapatarak bastırmalı, bedenini; hatta koltuk altlarını koklayarak kendimi zirveye taşımalıydım.
Çevik bir şekilde eliyle dur hareketi yaptı ve beni yeniden yerime oturttu. Bana bir tür eziyet ettiğinin farkındaydı ve bundan büyük bir zevk duyuyordu. Ona karşı zaafım olduğunu anlamış ve oturduğum yerde baştan çıkarmak için sahip olduğu tüm maharetini kullanıyordu. Ona karşı boş hisler taşımadığımı anlamıştı tabii, salak değil; elli yaşında adam.
Atletini üstten sıyırarak gümüşi kıllarla kaplı göğsünü meydana çıkardı ve memelerinin birisinin ucunu gözümün önünde, tam da gözlerimin içine bakarak, kuruyan dudaklarını ıslatırken ve aletinden bir damla zevk sıvısı en kadim yaşam sıvılarından birisi gibi dimdik aletinin ucundan yere damlarken sıkıştırmaya başladı. Aldığı zevkle gözleri kapanıyordu, kendi canını yakmaktan zevk aldığını o an anladım. Direnebildiği kadar direniyor ardından derin bir nefes bırakarak rahatlıyor, ardından tekrar... tekrar... tekrar...
Bir erkek kendine ne kadar erotik ve seksi çağrıştırır biçimde dokunabilirse o da o öyle dokunuyordu kendine. Terlediğimi hissettim, alnımda ve boynumda tomurcuklanan teri silmek için oturduğum klozetin hemen yanındaki kutudan biraz kağıt çektim.
Artık dayanamıyordum. Onun hem kendini hem de beni azdıran çılgın dansı en benim diyen fahişeden bile daha çıldırtıcıydı.
Davetkar ama aynı zamanda mesafeli duruşu, bacaklarından sarkan kumaş pantolonunun hemen üzerinde ileri doğru uzanan, rengi zevkten pembeden kırmızıya dönmeye başlayan iri aletinin zıplayışı, bedeninin üst kısmını kaplayan gümüşi kıllarının arasından dimdik, sert ve çok lezzetli görünen, sıkıştırılmaktan kızarmış meme uçları, içinden testesteron fışkıran terinin ıslattığı gri renkli şakakları ve saçlarından hiç de geride kalmayan bir cesaretle bir saniye bir gözlerimden ayırmadığı sert bakışlı gözleri...
Yeniden hamle ettim meme uçlarına kuruyan dudaklarımı ağzımın içinde kalan son tükürüğümle ıslatarak. Ağzımın içi de kurumuş, dilim damağım yapışmıştı. İstediğim tek bir şey vardı; onu önünde durmadan dans ettiği kapı pervazına sıkıştırmak, belinden kavramak ve kızarmış meme uçlarını artık bırakmam için yalvarana kadar somurmak.
Aletinin zıplaması hızlanmıştı, kendimden biliyordum ki bu artık boşalmaya yakın olduğunu gösteriyordu. Şahin bakışları yumuşadı ve ağzını aralayarak havadan daha fazla nefes çekti bir kaç saatlik sakalla çevrelenmeye başlayan kırmızı dudaklarının arasından. Kendini tutmakta zorlandığını hissedebiliyordum ki bu, aslında bir erkeğin en savunmasız olduğu anlardan biriydi.
Beni daha fazla tutamayacağının o da farkındaydı fakat nereye kadar gidebileceğini kendi de kestiremiyordu. Pantolonumun düğmesini çözdüm ve fermuarımı indirerek zevk suyumla nemlenmiş kilodumu ortaya çıkardım. Aletim hala kilodumun içindeydi fakat kilodun kumaşı dikleşerek devasa hale gelmiş aletin gevrekliğiyle gerilmiş ve yer yer şeffaflaşmıştı.
Şişş dedi, sadece izle. Sesi git gide daha da azaldı ve sonunda izlemeni istiyorum beni dedi sakince. Buna rağmen derin derin soluk alıyor, nefesi kesik kesik çıkıyordu boğazından. Bense onun bedenini, koltuk altını hatta kasıklarını koklamak istiyor ve bununla yanıp tutuşuyor ve adeta kendimden geçiyordum.
Nefesi yırtıcı bir hayvanın avına saldırmadan önceki son anlarındaki gibi hırıltılı çıktı, gözleri kısıldı ve otuz bir çektiği kolu hızlandı. Şakşakşakşak. Aynı anda inlemesi yükseldi, ah, evet, evet ah! Geliyorum!
Durması en zor noktaya, zirveye doğru koşar adımlarla çıkarken birden bana döndü ve yaklaşmaya başladı.Üstüme boşalacak sandım ve kendini geriye doğru çektim. Fakat o sert bir sakal ve bıyıkla çevrilmeye başlayan dudaklarını sol kulağımın arkasına dayadı ve herhangi bir erkekten o ana dek aldığım en erotik, en çekici, en tahrik edici ve en aşk dolu öpücüğü kondurdu. Bir erkek, bir başka adamı ancak bu kadar erotik, kışkırtıcı, çıldırtıcı ve geri dönülmez şekilde aşık eden bir şekilde öpebilirdi.
Seninle seviştiğimizi kaç gece hayal ettim, biliyor musun? Avucunun içinde patlamış, dudaklarını kulaklarımdan ayırmadan doğrudan kulağımın içinde soluk alıp veriyor ve kendi elinin içine oluk oluk akıyordu.
0 Yorumlar