İflah olmazlık sınırından son geçiş: Ossurttun mu?

Bunalımda geçirdiğim bir kışın ardından şehrin en ünlü hamamına yalnızca yürüme mesafesinde çalışmanın verdiği iç gıcıklayan zevkin tadını çıkarıyordum.

Rutin ziyaretlerimden birindeydim. Saat 7 ye yaklaşmış ve ben içeride kalan 3 5 kişiden içlerinde en yüzüne bakılır olanını seçerek son bir ısırık almak üzere kalan son gücümle avlanma derdindeydim. Içlerinden iki tane kadarını yemiş karanlık ve serin saunada son bir ayının peşinde divaneydim. 

Her hamamda olur ya hani böyle ortada dolanan, milletin açılan peştemalinden içeri izinsiz bakışlar atan, tufaf, bir çeşit queer, meraklı, verecek ama kararsız kalmış genç yada orta yaşlı tipler...

Bizimki de tipik şekilde yirmi beşlerinin altında, garip sırtlan gülüşlü, sıska, biçimsiz ve tanrının ona adaletsiz davrandığını açıkça kanıtlarcasına saçları dökülmüş. Peştemalı göbeğinin üzerinde; sikinin silüetini gizlemek istercesine mutaasıp ama ilkbaharda gey hamamına gelecek kadar da cüretkar. 

Daha sonradan otobüs şoförü olduğunu öğrendiğim beyi yerken iştahlı gözlerle bizi izlediğini fark ettiğimde ortada bir rahatlıkla bezenmiş bir tuhaftığın döndüğünü anlamıştım.

Hemen hemen girenin çıkanın pek belli olmadığı yerlerde aleni olarak yaptığınız cinsî münasebetleri daima birilerinin izleme ihtimali vardır fakat bu seferki biraz değişik bir şovdu. Peştemalini beline kadar çekmiş olan arkadaş bizim bay şoför bearla işimiz bittiğinde karanlık saunaya girerek bana garip sorular sorması işin lezzetli bir sosla süslenmiş çoban salata kısmıydı.

Böyle ellerini "nah" yapar gibi birbirine vuruyor, saati soruyor, çok sıcak değil mi diyor falan filan. Sonnuda dilinin altındaki baklayı çıkardı.

Kaç kişiyle birlikte olduğumu sordu, yanıtı aldıktan sonra "hepsini siktin mi" dedi iştahla. "Hamamda girmiyorum" dedim tartarcasına. Yoksa kondomu geçirip ooh. Memelerini falan sıkıyor, elini bacaklarının arasına atıyor, tuhaf tugaf orgazmsı sesler çıkarıyor. Daha sonra gelip yanıma oturdu. Bir elimi çekinmeden memesinin üzerine atıp sıkıştırmaya başladım. Ufak çaplı bir baygınlık geçirdikten sonra peştemalini sıyırmaya başladı. Yerinden kaldırıp üzerime oturttum ve belinden bastırarak kaçmasını engelledim. Tuhaf haykırışları saunanın içini doldurmuş beni de tedirgin ediyordu. Tamam mekan uygun da caddeden geçen herkes içerde iki kişinin sikiştiğini duymak zorunda değil.

Ben tam belinden yakalamış ve aramızda garip bir sahip - köle ilişkisi kurmaya başladığım sanmışken adam geriye kaykılıp bana tüm ereksiyonumu kaybetmeme neden olan şu soruyu sordu:

"ossurttun mu?"

- Efendim?
- Demin siktiklerini ossurttun mu?

O zamana kadar herhangi bir hamamda yaşadığım pek çok şey gözümün önünden geçti fakat bir ossurtma detayı geçmedi.

Bir sürü saçma sapan insanla bir sürü saçma sapan diyaloğa girdim ama hayatımda böyle bir soruyla ilk kez karşılaşıyordum. Bu aralar her şeyi bir şaka sanıyor fakat ardından gerçek olduğunu anlayınca kat be kat daha fazla şaşırıyordum.

Toparlanmam kısa sürdü ve kendime geldim.

- Seni ossurtmamı ister miydin?

Kör - topal demeden hiç bir fırsatı da kaçırmıyorum. Unutturmayın bir ara kendimden iğreneceğim.

Başını "evet" anlamında salladı. Peştemelini sıyırıp kurumuş bir çiçekten farksız olan kutsal halkasının oralarda gezdirmeye başladım. Ben daha keşfimi bitirmemişken daha önce görmediğim bir şekilde garip hırıltılar çıkararak patladı. Bu arada şimdi bu yazıyı yazarken, yaptığım şeyin ne kadar iğrenç bir şey olduğunu fark ettim.

İşe gitmek için günde 60 km gidiş 60 km'de geliş yaptığımı ve bunun 06.30 - 20.00 saatleri arasında yapıldığını düşünürsek biraz ifhah olmuşumdur diyordum kendi kendime. Çok basit ve temel bir insani davranış olan ossurmak eyleminin ise bir fantazi olabileceğini ise açıkçası 33 yaşıma kadar pek görmemiştim.

Ossurtma fantazisi olan biriyle de karşılaştığıma göre artık iflah olmazlık sınırından geri dönülmez şekilde geçtiğimi kendime itiraf etsem iyi olacak...


Filan, neyse...

Birbirimizin hayatından öylece çıkıp gidivermemizi bir türlü hazmedemiyorum.

Bir insanın bir diğer insanın hayatının rutin bir parçası haline gelmiş olmayı başarması aslında çok büyük bir olay. Bunun temelinde aslında biraz da bir başkasının hayatına, yaşayışına, günlük hayatına ve kişiliğine saygı duymayı alışkanlık haline getirmiş olmayı başarmak var.

Gururla söylüyorum ki, hayatıma giren hiç bir erkeğin kabusu olmadım. Hayatlarına ve hayatlarını yaşayış biçimlerine saygı duydum, özel alanlarını hiç bir zaman aşmadım.

Ama but fakat, taktir ederseniz ki seven sikilir misali hemen hemen hiç bir zaman bunun bir faydasını görmedim.

Tam tersini de denedim. Elbette ki hamamda sikiştiğim adamların başlarına ekşimiş bir yoğurt misali musallat olmaktan bahsetmiyorum. (Düşünsene, sabah henüz afyonun dahi patlamamış fakat hamamda arkanı döndüğün herifle göz göze geliyorsun ve Basmane istasyonunda seninle birlikte inip seni çekeleyerek yeniden hamama sokup sikmeye çalışıyor) Sürekli sıkıştırdım, sürekli varlığımı hissettirdim, mesajlarla, fotoğraflarla, youtube linkleriyle doldurdum telefonunu.

Sonra ne mi oldu?

Siz zaten bir süredir hayatımın gidişatını biliyorsunuz, eski düzene döndüm. Kendimi kandırmaya başladım "çalışmam, çok çalışmam ve hayatımı daha fazla düzene sokmam gerekiyor".

Belki de DIVA teyzenizden bana kalan en iyi şeylerden birisi bu kendini kandırabilme başarısı. Düşünsene, ortada elle tutulur hemen hemen hiç bir şey yok fakat sen kendini "çok çalıştığına" ikna edebiliyorsun.

Filan. Neyse.


Rüya

Keşke rüyalarımızı kaydedebiliyor ve kendimizi kötü hissettiğimiz gecelerde onları tekrar tekrar oynatabiliyor olsak.

Örneğin delicesine sevildiğimizi hissettiğimiz anları sonsuza dek hatırlamaya ve o anların pırıltısını yaşamaya çalışmak yerine uyumadan önce ekstörnıl harddiskimizin ilgili klasöründen çıkarıp o gece izleyebilsek...

Belki de hafıza böyle bir şey, bir şeyleri unutmazsak yerine yenilerini koymamız zorlaşacak ve artık sahip olamadığımız gerçekler, şeyler ve insanların olmayan gerçekliği ile yıkılıp gideceğiz...

Bana eğer bugün sorsanız (ki kesilen yorumlardan artık buralara pek uğramadığınız gerçeği ile yüzleşiyorum) Kurabiye'yle birlikte gittiğimiz Yapraklıkoy'da, ışıl ışıl parıldayan kış güneşinin altında ayaklarımız denize bir kaç santim uzaktayken birbirimize bakışımızı loop'a alıp izlemek harika olurdu.

Ama güzel bir rüyaydı ve bitmesi gerekiyordu...

Bitti.

Not: Bu satırları yazarken düşündüm de... Geçmişte kalanları tüm gerçekliği ile hatırlamak galiba fazla acı verirdi ya. Düşünsene, terk edilmişsin, ayrılmışsın, taşınmışsın hatta ölmüşsün. Belki de video çekmek bu yüzden çok iyi bir şey gibi gelmiyor bana.

Neyse.


Mutluluklardan mutsuz hissetmek



Yine bir hicran yaramı kapatma çabamla karşınızdayım.

Koliye gidip aşık olma ve ardından ondan yediğim iletişim engellerinin sarkastik çırpınışlarıyla başa çıkmaya çalışırken aynı zamanda Cookie Monster'ın hayatımdan çıkıp gidişinin ardından yaşayıp bitirdiğim arınma evresini aslında yaşamamış olduğum gerçeği ile yüzleştim.

Temelinde biriyle sikişip sabahında arabama binip oradan ayrılmanın ötesinde bir alışkanlık bu. İçinde biraz kıskançlık var; sahip olma ve ait olmanın o göz kamaştıran ışıltısı ve bir süredir bu ışığın altında aydınlanamıyor olmak yaralar açıyor bedenimde.

Evet, itiraf ediyorum, onun biriyle olmasını, birbirlerine ait olmalarını, özel günlerinde birbirleriyle güzel vakit geçiriyor olmalarını kıs-kan-dım.

Çok çirkin bir şey aslında mutluluklardan mutsuz hissetmek ve bu hissin beni günden güne daha fazla ele geçirmesini engellemenin yolunu bulmam gerekiyor.

Bu da böyle bir yüzleşme olsun.