Kayıtlar

Yüreğimin atışı

Resim
...
Bembeyaz bulutlarla kaplı bir gökyüzünün sabahında, bir kolumu diğerinin altına almış halde uyandım. Yatağımda yabancı bir adam vardı. Yıllardır yalnız uyumaya alışmış olan biri için son derece anormal bir durum. Bir bacağı üzerimde, bir kolu belimde, pijamasının üstü sıyrılmış altında yalnızca beyaz bir kilot olduğu halde yanımda uyuyor.

Sıradan bir sırnaşıklık emaresi göstermeden yanından süzülürken kıpırdandı. Ayıp olmasın diye üzerini örttüm tekrar. Kilodunun önüne gözüm takıldı, sabah ereksiyonuyla gerilmişti. Banyoya geçip küvete ılık su doldurmaya başladım, kapıyı kapattım ki sese uyanmasın. Uyanması önemli değil de gelip bana musallat olmasın.

Küvet dolarken parmak uçlarım ılık suyun üzerinde geziniyordu, bir taraftan yaptığım çılgınlığın gerçekçiliğiyle yüzleştiğimde gerilip yüzüme anlamsız bir sırıtış oturtan yüz kaslarıma söz geçirmeye çalışıyordum, öteki taraftan başıma gelebilecekler için aslında endişe etmem gerektiği gerçeğiyle kavruluyordum. Tam o sırada kapı tık…

Lokal tip fahişelikte yepyeni bir slogan: Finansal Sahibe

Twitter'daki kullanıcı adımın isimini "Sahibe XYZ" gibi bir başlıkla değiştirdiğim zamandan itibaren, bizzat inşa ettiğim İngiliz tahtımın yepyeni bir kategoride tebaa adayları söz konusu: köleler.

Geçmişten bugüne takipleştiğim yada bulaştığım bir sürü saçma salak tipi en fazla "tebaamın alt tabakalarındaki sütçü beygirlerine bakan ve saçlarını iki yandan örmüş sarı saçlı sütçü kızlar" gibi ikonik ve ferrotrajedik çirkin betimlemelerle itham ederken gerçek "kölelik" makamının varlığından açıkçası haberdar değildim.

Ama artık oldum.

Köle / sahip ilişkisinin bir yanında bir kadına yada erkeğe gerçek anlamda kölelik yapmaktan bedensel / cinsel / ruhsal haz alan tipler yer alırken öteki yandan bunun tam tersi bir başkasını domine etmekten b / c / r hazlar duyan var. Biz tabii ki çoğunlukla işin domine etme tarafıyla daha çok ilgiliyiz Twitter'daki içler acısı bir kaç standardize edilmiş haykırışla profilini olabildiğince baskın hale getirmeye çalışmı…

Halen zirvede misin?

Resim
...
İşin en güzel tarafı, zevk almaya baktığı kadar zevk vermeyi de düşümesiydi belki de. Bir kaç saat boyunca (ki taş çatlasın bir saattir yataktaydık) neyi sevip neyi sevmeyeceğimi anlamak için çaba sarf etmişti. Günümüz erkeğinde bulunmayan bir meziyet! Kendimi yüz üstü yatağın üzerine bıraktım. Teslim olmuştum. Avcısına yakalanan bir av gibi savunmasızdım, kaderim adeta ellerindeydi, daha doğrusu bacaklarının arasında. Tadını çıkara çıkara, hissettire hissettire gidip geliyordu içimde. Sertliğini ve sıcaklığını hissedebiliyordum.

Hala zirvede misin yoksa inişe geçtin mi?
Cevap olarak derin bir Oh çektim, başımı salladım sonra.
Zirvede, yanında birini ister misin?

Kendimi onun ritmine bıraktım, ona bakıyordum bacaklarım doksan derece açıkken. O kaydıkça ben de ters yönde kayıyordum, meme uçları sertleşmişti, parmak uçlarımla yumuşattım. İnledi. İlginç bir detay. Meme uçlarından zevk alıyor herif. İlgilenmeye karar verdim, göğüslerini ovalamaya, sıkıştırmaya, meme uçlarını mıncıklayı…

Mış gibi yapmak

Resim
Bir süredir birbirinden saçma sapan şekilde içeriklendirilmiş sektörel dergileri takip etmek zorunda kaldım. Birlikte çalışabileceğimiz firmaları bulmak adına iyi bir pazar araştırması sayılsa da, para karşılığı yazılmış sayfaların gerçeği ne kadar yansıtabildiği meçhul.

Bir de, hemen hemen hepsinde çalışıyor(muş) gibi bilgisayar başında verilmiş pozlar; bir elde mouse diğer elde son derece meşguliyetin belirtisi bir kalem. Kafa öylesine kalkmış ve sanki sıradan bir poz veriyomuş gibi irkilmiş.

İçerikler ise birbirinden felaket; yok sektörün standartlarını belirliyorlarmış da, yok onlar gibi yapan başkaları yokmuş da, yok Almanya'daki pazarı bunlar domine ediyormuş da.

Sen otur da ilk önce yanında çalışan işçinin sigortasını tam yatır da ondan sonra gel bir konuşalım seninle. Elin Almanı senin gibi tembeli ne yapçaksa. Disiplinden uzak, laçka, fotoğraf çektirirken dahi yüzündeki eblek sinsiliği silemezken gidip elin Deutsch'unu mu kandıracağını sanıyorsun sen?

Abi yapmayın şu…

Karlarla kaplı bir ormanın içinde yalın ayak koşuyordum...

Resim
...
Pijamalarımı giymeye koyuldum. Hareketlerim yavaştı, ağırdan alıyordum. Beni izlediğini biliyordum. Bakmıyordu, ama bakıyordu. Emindim. Daha sonra yönümü yattığı yatağa çevirdim, kenara kaydı bir buçuk kişilik yatağın içinde. Yorganı kaldırdı, beyaz atletli göbeğinin yumuşak çukuruna bıraktım kendimi. Adaçayı gibi kokuyordu, tek kolu boynumun altında, diğeri kalçasının üzerindeydi. Burnumu koluna gömdüm, o da ürkekçe elini göbeğimin altına soktu, sıkıca sarıldı bana, belini kalçalarımın arasına doğru itti. Minik bir inilti çıkardım. Ah, kahretsin. Yatağımdaydı. Otobüste yanıma oturan herifi yatağa atmayı başarmıştım. Mihrabım yerindeydi. Kendimle gurur duyabilirdim.

Uyuyor musun diye seslendi dalgalar soğuk kıyıyı döverken. Rüzgarın sesi ince metal çerçevelerin arasından girip kulaklarımıza karar geliyordu. Uyumuyordum tabii. Teninden süzülen adaçayının kokusunu sindirmeye çalışıyordum. Muhtemelen bir kez daha aynı yatakta olmayacaktık, keyfini çıkarıyordum anın.

Yoo dedim, bıkkın…

O kadın kim, biliyor musun?

Resim
Babamın gereğinden fazla değer verdiği insanlar var. Göklere çıkardığı, orada tutmak için çaba, enerji ve zaman harcadığı, işin aslı, dışarıdan bakıldığında beş para etmeyen, çıkarcı, sömüren ve işi bittiğinde sizi bir kenara atıverecek...

Defalarca anlatmaya çalıştım, nasıl oluyor da görmüyorsun diye çabaladığım ama bir türlü başaramadığım...

En sonunda kartlarımı açık oynamaya karar verdim yere göğe sığdıramadığı bir başkası için.

O kadın kim, biliyor musun dedim sakin bir şekilde, senin saatlerini harcayarak pazarlamaya çalıştığın bir malın kârının %30'unu alacak olan kişi. Bu kadar kaldırmayın şu insanları lütfen, sonra inmiyorlar.

Bu arada, o kadın kim mi? İşte, o, Şebboy. Şebboy'la ilgili alma mazlumun ahını, çıkar aheste aheste tadında yeni yazılar çok yakında burada olacak. Takipte kalın.

İlk roundu kazanmıştım...

Resim
Köhne bir koltukta başlayan maceramızda ikinci raunddaydık. Kalacak yerim yok demişti ve ben ilk raundu kazanmıştım: bu gece bende kalsana.

Düşündü önce. Kaz ayaklarıyla dolu gözleri sağa sola kaydı bir kaç kez, sonra bir an için gözlerime kaydı kahverengi gözleri. Tamam dedi, yüzüne yerleştirdi bir gülümsemeyi.

Konuştuk bir çok şey üzerine molada çişlerimizi yan yana pisuvarlara yaptıktan sonra. Karlı ve sisli çam ormanlarının arasından geçip giderken tadı berbat olan bir kahveyi paylaşıp onun üzerinden ortak beğenilerimizi keşfetmeye çalıştık.

Ne halt yemeye gidiyordu deniz kenarındaki şehre, merak işte. Sorgulama taktiklerimin tümünü uyguladım gri saçlarının üzerinde. Evlenmiş, çocuğu olmuş ve boşanmış. Klasik Türk erkeği bir yerde.Fonksiyonları tam ve halen kaybedecek şeyleri var. Yasak meyve her zaman tatlıdır.

Otobüs yaşadığım sitenin önünde ikimizi valizlerimizle birlikte attığında gece yarısını çoktan geçmişti saat. Soğuk bir yel esiyordu denizden, üç tane binanın arasından h…