"Anneyle tanışıldı"

Tipik şekilde kendini zengin ve varlıklı kocaya yamamaya çalışan kenar mahalle kızlarımızda da gördüğümüz üzere, bizim gey camiasında da aslında fuckbuddy'den daha ötede olmayan samimiyetleri bir adım öteye taşımanın merasime bürünmüş şekli partnerin annesiyle tanışmak.

Özene bezene taranan saçlar, en sevimli kıyafetleri seçerek iki gün önceden üzerine geçirmek, saçları yaklaşık 4 saat 35 dakika boyunca sağdan sola soldan öne yatırarak bir türlü doğru şekli veremeden dağınık bırakmak, özene bezene takınılan hanım hanımcık ev geyi tavırları ve evden çıkarken portmantoya asılıp bırakılan  arsızlıklar, çirkeflikler, histeri krizlerine eğilimleri ve gereksiz kıskançlıklar eminim size de yakınen tanıdık gelmiştir.

Bacımlar, bir defa evde-arabada- işte-sokakta heteroseksüel taklidi yapmak zorunda kalan birisinin yanında onun ailesinden biriyle tanışmaya gidiyorsun, muhtemelen annesi zaten seni onun serseri, aylak, boş gezenin boş kalfası ve para yiyici arkadaşlarından birisi olarak bilecek. Düşün bir defa, adam 30 yaşında ve hayatında daha önce hiç yer almamış ve aile eşrafına damdan düşercesine takdim edilecek bir bireysin. Muhtemelen en fazla müstakbel kocanın odasında NFS'nin sesini biraz daha açarak birbirini emeceksin ve bu en fazla 5 kez falan sürecek. Sonra sen kendine pırlanta yüzük bakmaya hazırlanırken ona aldığın Çin malı bardak kupayı içinde bir sürü kuru buzdan kalp kırığı ile alırken aynı zamanda zengin kocan tarafından sana doğum günü hediyesi olarak alınan iPhone 5SE'nin sim kartını çekiştirirken aynı zamanda nasıl format atman gerektiğini düşüneceksin.

Hayat özellikle iki erkek arasında süregelen ilişkileri devam ettirmek için çok acımasız ve bu acımasızlığın süreklilik katsayısı yaşadığımız bu Ortadoğu bataklığı olmaya 1. sıradan aday olan ülke için daha da fazla. Çok kasmadan, bekaretini kocasına ve onun ailesine satmaya çalışan gelinlik kızlar gibi hayatınızı yaşayın, kontrolü elinizde tutan taraf siz olun. Yoksa daha çok ağlar sonra gelir bana dert yanarsınız.

Anne ile tanışma sizi partnerinizin hayatında daha iyi bir konuma yükseltmeyebilir minnoşlarım. Hadi şimdi kaybol buradan da git koca bul kendine.

Kıskançlık emareleri

Artık evimden gider misin?

Afalladığının farkındayım. Gözlerinin büyümesinden anlıyorum ne kadar beklemediğini ama bir o kadar da hazır olduğunu hayatımdan çıkmaya. Bazen gözündeki nefreti okuyabiliyorum sahip olduklarıma karşı yanından dahi geçemediklerin hakkında. Kim bilir, belki yaşamını değiştirmeye ve yatırımlarını kendine çevirmeye karar verdiğinde sen de bunlara yada bunların bir kısmına sahip olabilirsin ama bu iş bugün olmaz.

Boynuma bir öpücük konudurman ve yeniden içi kanla dolmaya ve öz suyuyla çiçeğini sulamaya hazırlanan ruhumu tekrar içine almaya yeltenmen de yetmeyecek. Hiç eğilip dilin ve damağınla hiç bir zaman unutamadığım hazzı da yaşatma bana. Sadece git. Evimden, hayatımdan, ruhumdan, bedenimden, hatıralarımdan. İstemiyorum artık bedeninin bedenime değmesini. Cüzdanımdan istediğin kadar parayı al ve git ucuz bir fahişe gibi.

Lütfen, bir kez daha dahi öpme beni. Sen öptükçe ela gözlerinle ateş gibi yanan dudaklarımı, senden ayrılmam daha da zorlaşıyor. Ellerini göğüslerimden çek lütfen, kamaşıyor gözlerim beynimde çakan şimşeklerin gölgesinde. Dudaklarım kurudukça sigaradan sertleşmiş nefesinle hayat üfleme şah damarıma. Lütfen in üzerimden, lütfen çek ellerini ruhumdan, çek o her seferinde yeniden keşfetmek için yanıp tutuştuğum çiçeğin kokusunu burnumdan.

Hiç kaybetmemiş olmanı kıskanıyorum aslında içten içe. Değer verdiğin bir şeyi, işini, önüne koyabildiğin bir tabak yemeği, denize birlikte baktığın gözleri. Bütün gün kirli duvarlarla çevrili bir odanın ortasında duran, üzerinde yatmaktan rengi siyaha dönmüş zambak desenli çarşafların üzerinde tıngırdattığın akordu bozuk gitarın sinirlerimi bozuyor. Belki de kendi gençliğimde böyle saçma sapan şeylerin yokluğunu kıskanıyordum ve beni oraya ilk kez götürüp beni sırt üstü yatırdığında doyumların en büyüğünü yaşadım.

Beni sana çeken şey böylesine hırpani yaşamaya alışmış benliğindi, seni bana çekense cüzdanım. Ben böyle bir adam değilim, biriyle param için birlikte olduğunu bildiğim halde bir ilişkiyi sürdürmeye devam edemem. Gidip kendine göre bir iş bul, hayatını kur ve yaşamına başka adamları al. Ama artık, hayatında olması gereken adam ben değilim. Çıkıp git şimdi hayatımdan hemen, arkana dahi bakma. Girişteki akoru bozuk, teli kopuk ve sapı kırık gitarını da al ve o kirli, duvarları mutsuzluktan morarmış, sıvaları dökülüp altındaki alçısının dahi karardığı küçük evine geri dön!

"Kadın" kelimesinden utanmaya başlamak...

Yeni ofisimde de bir süreliğine telefonlara bakarak alınacak olan yeni elemanların koordinasyonun sağlamakla yükümlendirildim ve siz benim telefon bakmak konusundaki histerik hastalıklarla bir tutulabilecek tutumumu zaten biliyorsunuz.

Ofisimize yeni alınacak olan personel 3 tane; 2 tanesi depoda beden işi yapacak (hayır, fuhuş değil) bir tanesi de ofisin içinde getir götür, temizlik ve çay servisi gibi bir görev alacak. Gelen yaklaşık iki milyon telefon içinden yalnızca 3 kişinin görüşmeye gelmesi neticesinde birileri mutlaka başlayacak ama ne zaman ve nasıl, o soruların yanıtı bende değil at the moment. Fakat birinin kıllı bir bear olmasını ve onunla gizli bir aşka yelken açmayı umuyorum.

Ofis personelinin "kadın" olacağını söylediğimde karşımdakilerin afallamasını muhtemelen Ege'nin karşı kıyısından dahi hissederdim. "Kadın alınacak" dediğimde "bayan" diye düzeltenleri mi ararsınız yoksa "bayan" dahi diyemeyip "ha öyle biri mi alınacak" diye kıvıranları mı... Abi siz Ege'nin, İzmir'in suyunu içmiş havasını solumuş insanlarsınız, niye afallıyorsunuz deniz görmemiş kırsal bozkırlılar gibi?

Bir süre sonra ben de "kadın" demekten utanır hale gelmeye başladım. İşin beni en çok yaralayan tarafı ise bu. Sanki bir küfürmüş gibi gelmeye başladı kulağıma. Fakat yılmadım. Kadınlar "bayan" değildir, kadınlar kadındır. "Bayan" denilen saçma kelimeye karşı zaten alerjim var ve Türkçe'den çıkıp gittiği günü görmek için sabırsızlanıyorum...

Kilometrelerce uzunluktaki yollar

Düşünsene, sen benim kucağıma ters çömelmişsin, benimkinin sadece başı içinde. Ben elimle pompalayıp  içine akıtmışım, aynanın karşısında birlikte, dışarı akanları izliyoruz. Sonra sen benim boynuma burnunu gömüyorsun ve blop diye çıkıveriyor içinden zevk sarhoşluğunun zirvesinde, içindeki kan çekilirken kurabiye kıvamına gelmiş yarı sert ruhum; etrafa saçılıyor bütün günahlarm, yorganın üzerine, halının püskülüne, yastığın fermuarına.

"Hayatını yoluna koymak için neler yaptın bu ay?" diye soruyorum sana usulca ama biraz da babacan bir tavırla. Çünkü seni mutlu görmekten çok daha az şey var hayatımda gerçekten umut veren. Mahsunca boynunu büküşünü izliyorum umutsuzca. Hayatının bu fevri yakarışları canımı yakıyor aslında. Geleceğini kurmak için hiç bir çaba sarf etmeyişin, günlük heyecanlara yelken açmaya böylesine istekli ve hevesli oluşun düşündürüyor beni.

Başını omzuma gömdüğünde yatağın ucunda duran fotoğrafı gördüğünü de biliyorum. Yanımda duran ama masmavi bir okyanusun derinlerinde yatan adamdan bazen tiksindiğini bazen de onu kıskandığını ve hayatımdan bir türlü çıkaramamış olduğumu düşündüğünde yüzünün aldığı şekilden hissediyorum. Yine öyle bir akşamdayız; yağmurlu ve soğuk bir gökyüzünün altında camları döverken damlalar, alabildiğinde hoyratça savrulmuş benliklerimiz karışıyor kıllı bedenlerimizin ayrılığına aldırmadan. Seni sevmediğimi, sevemediğimi de biliyorsun ama beni her seferinde öylesine etkiliyorsun ki, bedeninin her ayrıntısıyla. İçimdeyken, içindeyken dünyanın varlığını unutuyorum adeta. Benzersiz bir farkındalık beliriyor zihnimin her bir zerresinde. Kilometrelerce uzunluğunda yollar gidiyorum senin kendini her çekişinde, o yolları geri dönüyorum tekrar hissettiğimde.

Hayatın için hiç bir şey yapmayışının ucunun bana ne zaman dokunacağını merak ediyorum içten içe. Soğuk algınlığının ilk evreleri gibi belirsizlik hali. Bazen seninle kurduğum ama içine seni bir türlü koyamadığım hayallerim, yaptığım ve muhtemelen her birine sensiz kalkışacağım planlarım var benim ve pembe çiçeğinin içinden dökülen öz suyumun gücü seni kendi girdabımın içine çekecek gibi görünmüyor.

Bazen bundan derin derin iç çekişim, uzaklara dalıp gidişim ve aslında oradan dönmeyişim.