Halen zirvede misin?


...
İşin en güzel tarafı, zevk almaya baktığı kadar zevk vermeyi de düşümesiydi belki de. Bir kaç saat boyunca (ki taş çatlasın bir saattir yataktaydık) neyi sevip neyi sevmeyeceğimi anlamak için çaba sarf etmişti. Günümüz erkeğinde bulunmayan bir meziyet! Kendimi yüz üstü yatağın üzerine bıraktım. Teslim olmuştum. Avcısına yakalanan bir av gibi savunmasızdım, kaderim adeta ellerindeydi, daha doğrusu bacaklarının arasında. Tadını çıkara çıkara, hissettire hissettire gidip geliyordu içimde. Sertliğini ve sıcaklığını hissedebiliyordum.

Hala zirvede misin yoksa inişe geçtin mi?
Cevap olarak derin bir Oh çektim, başımı salladım sonra.
Zirvede, yanında birini ister misin?

Kendimi onun ritmine bıraktım, ona bakıyordum bacaklarım doksan derece açıkken. O kaydıkça ben de ters yönde kayıyordum, meme uçları sertleşmişti, parmak uçlarımla yumuşattım. İnledi. İlginç bir detay. Meme uçlarından zevk alıyor herif. İlgilenmeye karar verdim, göğüslerini ovalamaya, sıkıştırmaya, meme uçlarını mıncıklayıp çekiştirmeye başladım. Ritmi hızlandı, kollarımı başımın altında birleştirip bir erkeğe bedensel olarak zevk veriyor olmanın keyfini yaşamaya karar verdim. Penisi prostatıma değdikçe boşalacak gibi oluyordum, bu da beni çıldırtıyordu. Dört kez daha gidip gelmişti ki eğilip dudaklarımı ısırmaya başladı, bir taraftan da sarsılıyordu bedeni. Sonunda dudaklarını dudaklarımdan koparıp ayırdı ve göğsümün üzerine bütün ağırlığıyla yıkıldı. Dudaklarının tuzu kaldı ateş gibi kavrulan dudaklarımda. Boynum üzerine tonlarca yük binen bir pozisyondayken burun deliklerimi terinin kokusu doldurdu. Bacaklarım hala belindeydi, elleri baldırlarımda; dimdik erkekliğinin zonklamasıysa beynimin derinliklerinde. İçim ısınmıştı. Kendimi terden sırılsıklam olmuş yastığın üzerine bıraktım.

Benden beklenmeyecek kadar esnemişken ve bir kaç saat önce tanışmış olduğum bir erkek içimde olduğu halde camdan karanlık gökyüzünü seyrediyordum iki çift güzel söz söylemek yerine. Aferin koçum, harikaydın aslanım, ne güzel siktin beni tosunum. Kendine gelmeye başlamıştı yeniden misafirim. Sırtının teri soğuyordu üzerinde. İnce yorganı çektim üzerine. Bana sormadan, birden çıkardığı kalın erkekliğinin ucundan bir damla parlak sıvı savruldu yarı karanlık odanın bir yerlerine hiç sormadan. Zevkten gözlerim karardı. Sesinden tanıdım o ılık akıntı parçasını ve artık kendimi tutmama gerek kalmadığına karar verdim, ılık ılık akmaya başladım daha kendime hiç dokunmadan. Kıllarla kaplı göbeklerimiz, bedensel bir yapıştırıcıyla birbirine bağlanıyordu. İstiyor muydu yada istemiyor muydu bilmiyorum. Tek bildiğim benim istediğimdi.

Ağlıyor musun yoksa?

Beni ne sandıysa? Bekaretini aldığı saf kızlardan biri mi acaba? Ne ağlaması aptal? Boşaldım. Gülerek. Sanki hoşuna gitse, ben daha çok memnun olurmuşum gibi.

Sustum bir süre. Anın tadını yaşamalı ve bir kez daha yakalayamayacağım bu zevki en iyi şekilde tırmandırmalıydım. Cevap vermemi bekliyordu ve bir yanıt verilmeliydi herife.

Zirveye benimle çıkarken oradan tek başına ineceğini mi sanıyorsun?

Elini bacaklarımın arasına soktu, ıslaklığı fark edince geri çekti elini. Ben sana yardım edemedim diye üzgün bir ses tonuyla yüreğimi okşamaya kalktı fakat, hiç duygu sömürüsü çekecek halde değildim. Ettin ya dedim dudaklarından öperek. Hala istekliydi herif. Dudaklarını dudaklarımdan çekmedi. İyi birşeydi bu. Boşaldıktan sonra kendini yatağa bırakıp yastığa gömülen tiplerden olmaması bulunmaz nimetti. Dudaklarını dudaklarımdan kopardı, gitmesin diye takip ettim ama boynuma inince ateş gibi nefesi kendimi bıraktım. Gözlerimi tavana diktim ve adamın kendine bulduğu yolu vücut haritamda işaretlemeye başladım; önce boynum, sonra iman tahtam, koltuk altlarım, meme uçlarım - ısırma! - göbeğim - soğumuş ve yapış yapış olmuş dölüm adamın dudaklarında yeniden hareket kazanıyordu - sonra kasıklarım ve - offf! Başımı kaldırdım ve yatağın ucuna baktım, güçlü bilekleriyle kalçalarımın arasında tutmuş ve baldırlarımı da parmaklarıyla desteklemişti, ağzıyla çalışıyordu çekinmeden, köküne kadar sokuyordu ağzına. Hissediyordum yumuşacık damağını ve bazen de küçük dilini beynimin o an attığı yerde. Ellerinden birisini kurtardı bacaklarımdan, iki topumun arasına bastırmaya ve yukarıdan aşağıya nazikçe dokunmaya sürtmeye başladı. Bazen de ağzından çıkarıp tükürüklerini akıtarak toplarımı emip geri bırakıyordu. Bir erkeği nasıl mutlu edeceğini biliyor bu herif, tecrübeli. Olmuş bir şeyler daha önce.

El yordamıyla kafasını buldum. Saçlı başı nemlenmişti, dölle ve tükürüğüyle ıslanmış kasıklarımın üzerinde ritmiş şekilde yukarı aşağı iniyordu. Dur durak bilmiyordu adam, bir ara ben yoruldum. Üzerimden atıp kendimi banyoya kapatmayı ve geceyi orada, küvetin içine atacağım bir yorganın içinde geçirmeyi düşündüm fakat yaşadığım anın zevkini çıkarmalıydım, yine kollarımı başımın altına koydum, bacaklarımı açabildiğim kadar açtım ve kendimi bıraktım. İkimiz de halimizden memnunduk, ikimiz de mutlu, ikimiz de yorgun, ikimiz de kırgın, ikimiz de yaralı, ikimiz de...

0 yorum:

Yorum Gönder