Heves, hedef ve hırs!

Uzun zamandır alışveriş blogu tutan genç kızları ve erkekleri izliyorum.

Kurdukları hayalleri, peşinden koştukları hevesleri ve sahip olmayı istedikleri 'şeyleri'...
Onlara 'moda' diye, 'marka' diye satılmaya çalışılan kıyafetlerin zevksizliğini, basitliğini ve aslında hiç fonksiyonlarının olmamalarının ötesinde sadece bir 'pazar'a yönelik gözden çıkarılmışlık olduklarını. Birer zevksizlik abidesi olan ve asıl amaçlarına bile uygun olmayankıyafetlere çok fazla para harcıyorlar yada harcamanın hayalini kuruyorlar.

Fotoğraflarına bakıyorum; pahalı otellerde pahalı kıyafetler içinde çekilmiş birbirinin aynısı ucuz ve sıradan pozlar ve aynı donuk suratlar... Sözde mutlu bir ifade ama gerisinde karanlık ve donuk bir yalnızlık. Çıkar için birbiri ile görüşen, daha yirmilerine gelmeden menfaatin ne demek olduğunu hatmeden küçük gruplar içindeki ucuz popülarite merakı.

Gerçi moda bir pazarlama stratejisiydi değil mi gerçekte? Marka ise başlı başına bir pazar... (438)

Olmak istedikleri yerleri, yaşamak istedikleri şehirleri takip ediyorum. İstanbul'dan başka hiç bir şehir yok onlar için. Nişantaşı'ndan ve Bebek'ten başka hiç bir yerde yaşayamıyorlar. Gelişmeyen damak tatlarına hitap eden pahalı kafelerde zaman 'öldürmeye' yatkınlar.

Hevesleri yok, hedefleri yok; en önemlisi hırsları yok! Belki geleceğe dair düşündükleri yegane şey Versace'den beğendikleri deri ceket yada Louis Vuitton'dan satın alacakları yeni çanta... Nerede çalışmak istiyorsun diye sorduğumda bir tanesine, babamın şirketi var, herhalde oraya girerim oldu yanıtı. Doğru aslında bir yerde; hiç bir çabaya mahal bırakmadan hazırlıyoruz gençleri hayata.

Çabalamak, üniversiteye girmek, sınavları kazanmak, dereceyle bitirmek, burs aramak ve bir derece daha kazanmak için yırtınmak sadece...

Sadece ekonomik durumu iyi olmayanların işi.
...
Gençliğimiz aslında hiç iyi bir yere gitmiyor. Onlara hedefler koymadan pek çok şeye sahip olabilecekleri fikrini aşılıyoruz farkında olmadan gerçekte; onları sevdiğimiz için yaptığımızı sanarak...

En başından bu sebeple evlenmekten ve çocuk sahibi olmaktan uzak duruyorum. İçinde yaşadığım dünyaya bir çocuk getirmek isteseydim bile, sanırım onu sanırım büyük şehirlerden uzakta tutardım.

2 yorum:

  1. o da emin ol otobüs koltuğunun tatmin ettiği bir babasının olmasını istemezdi.

    YanıtlaSil