Fethiye'de şehrin ortasındaki pastoral bir genel ev odası


Bay Kambursinek ve İlyaz Enişte`yi görmek üzere Bodrum'dan Fethiye'ye gittiğimizde konaklayacağımız kraliyet dairesini de ayarlamak istedik. Bunun için Google Haritalar'ın arama motorunu kullanmaya karar verdik kendisi yetmezmiş gibi. Ve şehir merkezinde listelenen yaklaşık 3 pansiyondan ilkini aradım.

Gözümüzde sevimli, küçük, temiz ve ferah bir motelcik hayali varken Fethiye'ye varıp da karşılaştığımız 'şey' filamingo yolunun kenarına konumlanmış olan dikenli çalılardan bile daha konforsuz, berbat ve çağ dışıydı. Öyle ki İstanbul Tarlabaşı civarında travestilere parayla pasif olduğum saatlik otel odaları bile daha alımlı ve temiz olarak nitelenebilirdi. Ortaçağdan kalma kale yada şatoların orijinal eşyaları bile buradaki pansiyonun yanında yepyeni kalırdı, o derece. Türbe yeşilinden daha kötü bir yeşile ve üstüne tekrar beyaza boyanmış olan duvarlarda yalnızca 'hiç birşey' vardı. İnsan bi tablo-mablo bişey asar sahte-gerçek demeden.  Eski ve demode halılar, yıpranmış ve sallanan merdiven korkulukları, içeride muhtemelen fuhuş varken pansiyon çalışanlarının gözümüzün önünde yanımızdaki odayı açmaya gayret etmeleri... Tamamen lirik ve spastik bir deneyimdi. Hele ki odanın içine girdiğimizde karşılaştığımız gerçeğe ne demeli? Hunharca kullanılmış ve arkasından temizlenmemiş bir oda; yerdeki siyah ve kirli çoraplar (bence harika ruganların içinde alımlı ve hoş durabilirler) ve bonus olarak da yatağın birinin tam ortasındaki anal akıntı lekeleri! Tanrım hangi kabusun ortasına düşüvermiştik birden biz?

Pom'la birbirimize baktık uzunca, yerleşmeye karar verdik çaresiz. Zaten bir gece uyuyup çıkacak olmak bizi biraz olsun seyreltiyordu. Sağolsunlar bize 'double' yatak ayırmışlar ama karşılarında biri izbandut diğeri de yarım porsiyon izbandut iki herifi görünce yatakları ayırmaya kalktılar. Ahlak bekçiliği kötüdür çocuklar, siz siz olun sakın kalkışmayın. Pomcuğumun suratındaki hayal kırıklığını fark etmemeye gayret ederek duşa girdim. Şimdi size duşun tarifini yapıyorum: duvara direk olarak bağlanmış bir duş hortumu ve sıcaklık ayarı olmayan kaynar bir su hattı. O kadar. Ne bir havlu, ne bir duş perdesi, ne bir... hiç birşey. Patrişyam haşlandı ayol.

O gece dönmeyi bile düşündüm Bodrum'a. Çünkü pansiyon gerçekten çok kötü ve benim bile kalabileceğim yeterli konforu sunmuyordu. Kendi güvenliğimden endişe ettim, o derece. Odanın giriş kapısı kapanmıyordu, camlar yere fazlaca yakın ve güvenliksizdi. Şehir merkezinde ama bir o kadar da uzakta. Tarsus gibi. Neyimiz var neyimiz yok arabanın arkasına atarsak kendimizi daha güvende hissederiz diye götürdük yanımızda. Otelde kalanlar yalnızca gerektiğinde gözden çıkarabileceğim bir tişört ile Pom'un diş fırça setiydi. Tanrıdan ilk kez tanıştığımız Tombiş Abrek gil bizi evlerine davet ettiler de o pasaklı yerde kalmaktan kurtulduk. Kabuslarla dolu enteresan, dramatik ve uykusuzlukla dolu bir gece yaşayabilirdik. Akşama doğru şehirden ayrılıyoruz bahanesiyle 20TL atıp arkamıza bile bakmadan uzadık otelin bulunduğu sokaktan.

Soru: Başka otele gidiveremediniz mi?
Cevap: Gidemedik.

Yorumlar

  1. "Tanrıdan ilk kez tanıştığımız Tombiş Abrek gil bizi evlerine
    davet ettiler de o pasaklı yerde kalmaktan kurtulduk."

    En azından kurtulmuşsunuz. :(

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. tanrıya milyarlarlca kez şükürler olsun ki. :D

      Sil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Hamam, peştemalli ahlak bekçileri ve herşeye rağmen iş tutan lateks gaylar

İzmir'deki şer yuvası: Kemeraltı coğrafyası

Dostluk anlayışınızın içine tükürme zamanı.