Ofis dedikodusu

Taaa, bir yıl kadar önce eski ofisimle ilgili, oradan benzer zamanda ayrıldığımız bir arkadaşım için gönderilmemiş bir e-posta taslağı buldum. Artık bir değeri olmadığı için yüksek kalitedeki blogumda sizlerle paylaşmaya karar verdim.

Ya dün söyledin ya, ofisle ilgili.  Bence oranın en büyük sorunlarından birisi ofisin içinin iyi yönetilemiyor oluşuydu. Tamam, okey, sürekli birisi bırakıyorsun içeride ama o insana sorumluluk yüklerken aynı zamanda hiç bir yetki vermiyorsun. O pozisyonda çalışan birisi olarak söylüyorum ki benim de çektiğim en büyük sıkıntılardan birisi buydu. Herkes her şey için sana geliyor fakat aslında senin de yapabileceğin bişey yok. Çünkü ortada çözüm yok. Altyapın yetersiz, ofisin işlevsiz, çözüm ortakları filan belirlenmemiş. Kim hangi koşulda nereye gideceği konusunda bilgi sahibi değil.

Bir taraftan da işin ekonomik boyutu var. Herkesin her işini yapacaksın diye işe başlatılan birine abi 1000 lira veremezsin. Çok çalıştırdım az verdim kafası bu. Kolay işten çıkış ve iş sadakatini baltalayan en önemli unsur bu. Çalışan memnun olmadıkça işveren de mutlu olmamalı. Senin çalışanın, cebinde kalmayan yol parasının derdine düşmemeli yada maaşını sürekli olarak işverenine hatırlatmak zorunda kalmamalı. Anlatabildim mi bilmiyorum? Bir olur, iki olur; ama sonrasında söylemeye utanırsın, ama o geciktirmekten utanmaz.

Benden sonraki 3. kız galiba di mi bu? Düşün bak ki ben üçüncüydüm. Belki bundan sonra oturur ben nerde hata yapıyorum diye düşünür. Üzülerek ve utanarak söylüyorum ki insanları yaşadıkları yerlere yada giyim kuşamlarına göre kategorize etmeye ve zaman zaman da aşağılamayı benzemiyor bu. Yok Vakko'da birisi yanına yanaşıyormuş da, beyaz gömlek size çok yakışır diyormuş da, o  kimmiş de, Keçiören'in arka tarafında oturan, hayatında hiç Vakko'dan bir şey giymemiş biriymiş de. Böyle saçma saçma şeyler. Hem para vermeyeceksin hem de mükemmel insanlar seninle çalışsın isteyeceksin. Yok ki böyle bir dünya. Kendimi övmüş gibi olmayayım fakat elimdeki meziyetlerimle ben onun için biçilmiş kaftandım. Bir sürü iş kolunda deneyimim vardı ve hepsini kullanmam karşılığında bana komik bi para ödedi,  bakma. Ben de kabul ettim :))) O 8 ay, şimdi baktığımda hayatımdan çaldığım bi dönem. Reddettiğim işlerin birisini tuttursam daha iyi bi yerdeydim :))

Değerim bilinmedi diye histerik pişmanlık çığlıkları da atmıyorum gerçi ama... Her koyun kendi bacağından asılır şekerim.

Bi de şey var, genel anlamda çalışanını koruyan bi tutumu yok onun. Bazen bir pislikmişsin gibi hissettiriyor :)

Aman neyse.

İkinci konu da diğeri.

Suratına karşı alenen küfür eden bir insanla tekrar can ciğer kuzu sarması olmak da ciddi bir midesizlik örneği. Göstermelik küsmüş onlar :)) Fakat genel karakteri öyle demekki. Çığlıklar atarak dedikodu yapıp onu bunu çekiştirmekten başka bir işe yaramazmış demekki. İyi ki çok fazla birşeyimi anlatmamışım ona. Yoksa rezil olacaktım orda burda.

Ayrıca o kadar dengesiz bir insanı da hala yanında çalıştırıyor olmak da başka bir soruna örnek. Defalarca bağır çağır,  haysiyetine küfret sonra da ... aman. Neyse.  Herkesin yolu açık olsun. :) görüşürüz.

Yorumlar

  1. Baya edebi bir yazı olmamış mı? Keşke devamı olsa acaba ofiste neler oldu diye düşündüm ister istemez. :) Hiç ofis ortamında çalışmadım ya da nedir ne değildir hiç bilmiyorum çok merak ettim bu yazıdan sonra.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Edebi bir yönü olduğunu sen söyleyene kadar düşünmedim işin aslı Mert. Yazarken de, sonradan okurken de ve şimdi de ben hala öyle bir yön göremedim açıkçası :))

      Eğer freelance olarak işlerini götürebiliyorsan ben hiç bulaşma derim ofislere :)

      Sil
    2. freelance ne demekmiş baktım geldim. :) yok ya ben tıp okuyorum. ofis olmasa da yine bir iş ortamım olacak elinde sonunda.

      Sil
    3. ovv. valla ne diyim, önünde büyük bir yol var. keyifli olduğu kadar bunaltıcı da olabilir. haberleşelim :)

      Sil
  2. Biz mail üzerinden dedikodu yapmamaya çalışıyoruz, birileri okuyordur diye tırsıyoruz... Anla yani o kadar disiplin ve eli sopalı zihniyet var tepemizde... Bunaldım çooook!

    Bu tarz dedikoduların seyri hep böyle... Yarım saat konuşursun, atarsın tutarsın, öyle kötü böyle pis dersin dersin, sonunda da "ayyy amannn neyse, ne halleri varsa görsünler" der ve sanki yarım saattir sen konuşmuyorsun gibi dertlenirsin :) Hep aynı :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. yeminle aynısı.

      dün şöyle böyle - ayrılcam edicem diyordum, bugün geldim, yine büyük bir şevkle işimi yapıyorum filan.

      ne olur sonum, bilmiyorum :D

      Sil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Hamam, peştemalli ahlak bekçileri ve herşeye rağmen iş tutan lateks gaylar

İzmir'deki şer yuvası: Kemeraltı coğrafyası

Dostluk anlayışınızın içine tükürme zamanı.