Düğün fotoğraflarımız ve gerçekle imtihanımız

Geçtiğimiz hafta sonu, herşeyden farklı olarak güneşin tadını ne odamdaki küçük pencerenin ardından ne de babannemin meraklı sorularının aydınlattığı beyaz badanalı odada çıkarmaya niyetim var. Bölgemizdeki ipini koparan herkesin teşrif ettiği Göksu Parkı'na gelmeye karar verdim.

Hititlerden sonra belediyemizin başına geçmiş olan şahsın trilyonları gömmesinin ardından birbirinden elit ama kalite yönünden değersiz kafeteryanın içkisiz mekan olarak teşrif ettiği Göksu Parkı'nda hafta sonları görebileceğiniz en dokunaklı görüntülerden birisi de gelin ve damatların o muhteşemlik pastası altındaki sıradan ve yıllar sonra baktıklarında birbirlerinden bir kez daha nefret edecekleri düğün fotoğraflarını çektirirken verdikleri manzaralardır.

Suyu buldun mu yamul stratejisi gereği damat, damadın kardeşi, damadın kayınçosu, gelin, gelinin kardeşi, gelinin kardeşinin en yakın arkadaşı, gelinin en yakın arkadaşı, görümce, çoğu zaman kaynana, bazen kayınpeder toplu halde 54 kişilik bir şehirler arası yolcu otobüsüne tıkışarak soluğu Göksu Parkında aldıklarında hayat aslında burayı ziyaret eden diğer insanlar için çok da çekilir bir hal almıyor.

Kaldı ki yaklaşık 10 kişiye varan "düğün fotoğrafları" ekiplerinin sayısı günün en çok anlam ve önem içeren saatleri olan (ışık arkadan ve daha 'sarı' geldiğinde) 3 ile 6 arasında ise yaklaşık 10'u buluyor ve işte eğlence o zaman başlıyor.

Yolları işgal eden mutlu, mesut, devasa makyajlı, geliniği ile kendisini prenses sanan evde kalmış obez kızlarla damatlığını erkekliğinin bir ispatı sayan gizli lubunyalara sahilde koşu yapan şortlu, iç çamaşırsız ve terli atletleri ile endam eden kıllı erkeklerle koca götünü eritmek için bebek arabası süren ve aynı zamanda ekstra karışık kumpir yada waffle yiyen ev kadınları eşlik ediyor.

Parkı ziyaret eden ve bebek arabası süren insanların çoğunda geçmiş günlere duyulan özlemin yerini kocasına duyduğu nefret almış ve gelinle damadın yaklaşık 10 sene sonraki halleri hakkında yorumlar yapıyorlar.

Gelinin kıçı çok büyük, çok yemiş bu; damat biraz kilolu gibi, cücüğü kalkmıyordur, oğlan çok ince ve kız gibi, ibne olmasın kız; gelin çok havalı, bu oğlanı yer bitirir... İşin en bomba taraflarından birisi elbette ki kendi koca götü ile yer çekimine maruz kalarak patrişyasına yapışmış bir kadından gelen "gelinliğinin arkasındaki mor tantela niyeyse? kesin bunlar işi pişirmiş, etrafa gizli mesaj veriyorlar"... Tantela ne orospu? Dantel onun adı, dantel.

Abi yok dünyanın başka bir tarafında bu kadar detaylı, ince, boş ve alaturka düşünceye sahip başka bir toplumun bireyi. Yahu neden gizli mesaj versin ki kadın, verdiyse vermiştir. Sanki evlenmeden önce sütten çıkma ak kaşıktınız. Bu yorumu yapan kadına sesleniyorum, sanki evlenmeden önce kocana elletmedin, sanki patrişyanı kocanın ufaklığına açmadın, sanki sevişmedin, sanki öpüşmedin. Kendine bakmadan etrafı yargılamıyor musun... Yolasım geliyor saçını başını...

Konumuza dönelim. Elbette ki fotoğrafı çekilecek olan ekibin yanında bir de fotoğrafları çekecek ekip oluyor. Bu işi yapanların adı da elbette ki düğün fotoğrafçısı yada daha elit ve şuh bir ifadeyle gelin-damat fotoğrafçısı. Eline bir kompakt Canon yada Fujifilm A-Serisinden bir makina alanların adı da oluyor  fotoğrafçı... Bu iş bu kadar kolay olmalı mı yada bu işi kimler yapmalı, elbette ki sizin kararınıza kalmış bir sorunun yanıtı.

Şimdi bir gelinle damadın profesyonel albüm fotoğraflarının çekim aşamasını izliyorum yandan yandan. Böyle bir dramatik backstage canlandırmaları, konuya hakim bir kurgulama operasyonları, gelinle damadın yanında komik komik giyinmiş rüküş insanlar ve bu insanların belki de sadece hayatlarında bir kere bu insanlara iyi bir gün geçirtme telaşı. Fotoğrafçıların afra-tafralarını saymıyorum bile. Sanki koskoca park kendi stüdyosu, kamera ile muhteşem objeleri arasına girip geçeni azarlayıp duruyorlar çekil mekil diye. Karı bana bir ... (burada dünyaca ünlü bir fotoğrafçı aklıma gelmedi) sanki de parsellemiş, bana tafra atıyor bir de. Doğal ışığını bozuyomuşum labunun. De get kenarda bayıl aq.

Hadi herşeyi bir kenara bıraktım da, gelinle damadın yanındaki o komik giyimli insanlar neyin nesi abi? Ömrü billah giymeyeceğiniz derin straplez atletler, pullu-payetli, dekolteli marjinal elbiseler, balık sırtı eteklerin üstünü tamamlayan ve yaz kış demeden omza alınan peluş etoller?

İçinizde sakladıklarınız neler allahaşkına sizlerin? Hayatınızda daha önce bir kez bile benzer şekilde giyinmediğiniz o kadar belli ki, kendinize bile ait olmayan bir "gerdek gecesi eğlencesi"nde nasıl oluyor da gözler önünde olması gereken birisini bastıracak kadar rüküş, iğrenç ve komik bir duruma girebiliyorsunuz?

Yalnız damatlara laf yok. Onlar için ciddi ciddi üzülüyorum ben. O lacivert takım elbiseyi geçirmişsin, ayağına ruganları geçirmişsin; hak ettiğin kişi gerçekten o kadın mı diye düşünmüyorsun.

Emin misin ki hayatının geri kalanını o yağlı, yatmaktan götü kocaman olacak, memeleri yer çekimine karşı koyamayıp patrişyasına değecek o obezle geçireceksin? Yok abi yok, o yakışıklılıkla sen daha neler kaldırırsın da haberin yok aslında. Hakı boku boşver, sen gel yamacıma, bak ne anlatçam sana...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Hamam, peştemalli ahlak bekçileri ve herşeye rağmen iş tutan lateks gaylar

İzmir'deki şer yuvası: Kemeraltı coğrafyası

Dostluk anlayışınızın içine tükürme zamanı.